Bu yazı Hasan ERYILMAZ tarafından 11.10.2020 tarihinde Fizik kategorisine yazıldı. 2020 Nobel Fizik Ödülleri Kimler Kazandı – “Devlerin Omuzlarında Yükselmek”

makale içerik

2020 Nobel Fizik Ödülleri Kimler Kazandı – “Devlerin Omuzlarında Yükselmek”

İsveç Kraliyet Akademisinde Goran Hansson bu senenin Nobel fizik ödülünü kazananlarını açıklıyor.

Buraya nereden geldik peki biliyor musunuz?

Dikkatli bakarsak, birazcık yakınlaştırırsak bu ödülün gerisinde birtakım büyük dâhilerin silüetlerini görebiliriz.

Isaac Newton’ın 1676’da Robert Hooke’a yazdığı mektupta dediği benzer biçimde:

“Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.”

Biz de bu ödülün detayına girmeden ilkin tarihi birazcık geriye saralım o halde.

Albert Einstein.

Yüzyılın dâhilerinden. Belki de en büyüğü.

Uzun zamandır kendisinden bahsetme fırsatımız olmamıştı fakat o ölümünden 65 sene sonrasında bile kendini hatırlatmanın bir yolunu buluyor.

Genel görelilik teorisi ile ancak uzay, zaman, kütleçekim ve madde arasındaki ilişkiyi anlatmakla kalmamış daha sonrasında “kara delik” ismini alacak olan, ancak uzay-tarihi değil adamın aklını ve idrak sınırlarını da sonsuza kadar büken bir olasılığın kapılarını da açmıştı.

Fakat bu olgu o denli sıradışıydı ki 1939 senesinde yayımladığı bir makalede Einstein’ın kendisi bile büyük kuşku arasında bulunduğunu ve bu “kara deliklerin” reel hayatta, evrende bulunmasının muhtemel olmadığını düşündüğünü söylemişti.

Ancak bir başka isim Einstein’ın alan denklemlerinden yola çıkarak aslen kara deliğin kaşifi denebilecek biri. Karl Schwarzschild. Hem de 1. Dünya harbinde cephedeyken uzay-dönemin son aşama idealize, kusursuz derecede küresel bir yıldızın çevresinde iyi mi büküldüğünü hesaplamanın yolunu buldu. Denklemlerini Einstein’a yolladı ve o da Ocak 1916’da bu denklemleri Berlin’deki bir konferansta sundu. Ertesi sene Schwarzchild maalesef Rus cephesinde kaptığı bir rahatsızlık sebebiyle yaşamını kaybedecekti. Kara delikler ile alakalı en mühim bulgusu da Schwarzschild yarıçapı olarak malum bir kıymeti geliştirmiş olmasıdır. Buna gore güneş boyutunda bir yıldızın kara delik olabilmesi için yarıçapının 3 km civarında, aynı biçimde dünya için bu değerin 1 santimetre olacağını teorileştirmişti.

Yani 6 Ekim 2020’de meydana getirilen mükafaat duyurusunda gölgesini gördüğümüz başka bir isim de Schwarzschild’di.

Ancak o dönemler için “tekillik” fikrinin ilk tohumları oldukca köktencilik görüşlerdi. Matematikte tekillik dediğimizde ilgi çekici sayısal çözümlerden bahsederken astrofizik açısından tekilliğin o zamanlarda saçmalıktan öte bir şey olmadığı düşünülüyordu.

Bu delikleri üretebilecek bir mekanizmanın olması imkansızdı.

Daha sonrasında Hintli astrofizikçi Subrahmanyan Chandrasekhar mevzuya birazcık daha sarahat getirmiş ve büyük bir yıldızın yakıtını tüketmesi niteliğinde birkaç aşamadan oluşan bir süreç nihayetinde bütün kütlenin bir noktaya, yıldızın kendi üstüne çökmesinin kaçınılmaz bulunduğunu söylemiş açıklamış ve  Chandrasekhar limiti ismi verilen bu kuram ile tekillik ismi verilen olgunun, genelde kara delikleri açıklamıştı.

Yine de buna karşın kara deliklerin tekrar de olsa bile oldukca oldukca ender olduğu düşünülecekti. Tak 1960’lara kadar. Günün kahramanı Roger Penrose’un sahneye çıkmış olduğu dönem.

Yanında da Stephen Hawking benzer biçimde bir devle.

Bu ikili uzun atışmaların ve incelemelerin ondan sonra tekilliğin aslen kozmik ekosistemin oldukca naturel bir parçası bulunduğunu ve büyük yıldızların naturel evriminin bir kararı bulunduğunu kağıt üstünde kanıtlamışlardı.

İşte dün Roger Penrose’a seneler sonrasında, 89 yaşlarında Nobel Ödülü kazandıran da buydu. Matematik modellerle Albert Einstein’ın en meşhur teorisi olan genel görelilik teorisinin direkt bir kararı olarak kara deliklerin bulunduğunu kanıtlaması.

Einstein bile inanmamıştı buna sadece tam da kendi teorisi aslen bunu açıklıyordu. Kütleçekim uzay-dönemin bükülmesinin bir sonucuydu. Ve kara delik benzer biçimde müthiş kütleli cisimler de bu uzay-tarihi o denli büküyordu ki etrafında bulunan bütün cisimler bu dev deliklere düşüyordu. Ve tekrar aynı teoriye gore bu kara deliklerin “vaka ufku” dediğimiz bir sınırı vardı ve bu sınırı aşan hiç bir şeyin, ışığın bile geri dönüşü olası değildi.

Penrose Einstein öldükten 10 sene sonrasında, 1965’te bir makalede kara deliklerin iyi mi oluştuğunu bütün bilgileri ile açıklamıştı. Bu yazı ise bugün bile Einstein’dan bu yana genel görelilik teorisi ile alakalı yapılma en mühim emek harcama olarak bilinir.

Ödülünü alması birazcık gecikse de bu bulgunun hikayesi, bu ödülün arka planı buydu sadece bu kadarla da kalmadı elbet.

 Yine 10 senelerdir bütün bilim adamlarının yanında evrenle alakalı küçük da olsa bir merak duyan herkesi en oldukca heyecanlandıran bu kara deliklerle alakalı başka bir keşif da bu senenin Nobel fizik ödülünü paylaşacaktı.

Bulgunun gerisinde da Nobel Fizik Ödülünü kazanan 4. Kadın olarak tarihe geçen Andrea Ghez ve Reinhard Genzel bulunuyor.

Bulguları ise bizim mahallemiz, Samanyolu Galaksisinin merkezindeki karanlık gizemi ortaya çıkarmaktı.

1990’ların başından beri galaksimizin merkezinde Sagittarius A* olarak malum bölgeyi yakından inceleyen Ghez ve Genzel birbirlerinden bağımsız olarak bu toz bulutunun, o inanılmaz kaosun arasında star kümelerini savuran, inanılmaz, akıl almaz bir hızda yörüngesinde döndüren bir cisim bulunduğunu buldular. Ve bu cismin hacminin güneşimizin 4 milyon katı daha çok bulunduğunu ve bu kütlenin ancak bizim güneş sistemimiz kadar dar bir alana sıkıştığını göreceklerdi.

Bu süper-kütleli bir kara delikti.

Sadece bununla kalmamış, bu kaosun arasında yollarını bulmalarını sağlayacak teleskoplar, yepyeni, teknolojiler ve dünyanın atmosferinden meydana gelen bozulmaları da telafi edecek yeni teknikler geliştirmişlerdi.

Ve nihayetinde daha evvelde tahmin edilmiş bulunmasına karşın galaksimizin merkezinde süperkütleli bir kara deliğin bulunduğuna dair bu zamana kadar elde edilen en kuvvetli kanıtı bulmuşlardı.

Bu keşif ile de 2020 nobel fizik ödülünün öteki yarısını paylaştılar.

Yani bu senenin ödülleri karadelik emekleri ile alakalı yeni bir yüzyıl açan isimlere, çalışmalara gitti. Tüm bunlara, öğrendiklerimize karşın elbet bu alışılmadık cisimler bünyesinde yığınla sual barındırıyor. Sadece iç yapısı, kara deliklerin arasında ne olduğu değil mesela kara deliklerin vaka ufkunda, ekstrem koşullarda kütleçekimin iyi mi davrandığına dair yığınla sual duruyor karşımızda.

Fakat tekrar de bu bulgular, bu çalışmalar, bu ödüller bizlere bizimle alakalı oldukca mühim bir şeyi de hatırlatıyor sürekli. Biz birbirimize bağlıyız ve Newton’ın da dediği benzer biçimde hep beraber daha ileriye gitmek istiyorsak önümüzdeki devleri tutup aşağıya, kendi seviyemize çekmektense onların omuzlarında yükselerek oldukca daha uzağı, oldukca daha ileriyi görmemiz gerekiyor. Kavgalar, savaşlar, lüzumsuz tartışmalar ile bir yere varamayacağız. Burası oldukca net. En büyük kötülüğü tekrar hepimiz kendimize yapıyoruz.

Umarım bütün bu gelişmeler her şeyden ilkin bu aslı hatırlatır.

Son olarak bu ödülü alan tarihteki 4. Kadın olan Andrea Ghez’in mükafaat sonrası yapmış olduğu açıklamayla bitirelim:

“Dünyamızın geleceği için en mühim becerinin her şeyden ilkin sorgulama ve düşünme becerisi bulunduğunu gençlere anlatmamız gerekiyor.”

 

Kaynaklar:

https://www.nobelprize.org/uploads/2020/10/advanced-physicsprize2020.pdf

Anahtar Kelimeler : İsveç,Kraliyet,Akademisinde,Goran,Hansson,buseneninNobel,fizik,ödülünü,kazananlarını,açıklıyor. Buraya,nereden,geldik,peki,biliyor,musunuz?