Bu yazı Hasan ERYILMAZ tarafından 04.08.2020 tarihinde Fizik kategorisine yazıldı. Kuantum Ölümsüzlüğü nedir? Ölümsüz müyüz?

makale içerik

Kuantum Ölümsüzlüğü nedir? Ölümsüz müyüz?

“Bir şeyin olma ihtimali var ise o şey olur”.

Evet. Başlangıç noktamız burası. Kuantum mekaniğinin temel iddialarından veya çıkarımlarında biri diyebiliriz.

Yine bu aşamada sizden bir şeyleri unutmanızı isteyeceğim. Kendi deneyimlerinizi, yaşantınızı, algınızı bir kenara bırakın.

Bu noktada farkına varacaksınız ki bu iddia aslına bakarsak doğru. “Bir şeyin olma ihtimali var ise o şey olur”.

Hatta. Ölüm beka meselesinde de. Evet. Ölmek veya ölmemek mevzusunda da doğru bu. Ve bu mevzuyu birazcık düşündüğümüzde ve irdelediğimizde oldukca fakat oldukca şaşırtıcı ve hayret verici olasılıklar karşımıza çıkıyor! Bir sonuca varmak niteliğinde kalıyoruz.

Nereye varıyoruz biliyor musunuz?

Ölümsüzlüğe!

Kuantum ölümsüzlüğüne…

Bu fikrin arkasındaki adamın, Hugh Everett’in hikayesi ise inanılmaz bir dram barındırıyor. Konuya yaptığımız girişten DARK dizisini izleyenler bağlantıyı kurmuştur diye tahmin ediyorum. Hugh Everett’in hikayesi de dizideki dramla çok yakın öğeler içeriyor. Yazının nihayetinde değineceğim. Ama ilkin bu açıdan hepimiz iyi mi ölümsüz olabiliyor onu bir konuşalım…

Bir vaka cevabında sizin yaşamanız yada yaşamamanız laf konusuysa bu iki olasılığın da gerçekleşmesi gerekiyor. Bu durumda asla ölmediğiniz bir senaryo gerçekleşmek niteliğinde. Ne kadar kulağa çılgınca gelse de şayet ölüm kalım olasılığınız sıfırdan yüksekse o biçimde yaşamak zorundasınız.

Şöyle düşünün. Kendi bakış açınızı. Deneyimlerinizi. Bu algınızın, deneyimlerinizin devam etmesi için dünya inanılmaz olasılıkları gerçekleştiriyor. Ancak kesinlikle siz, algınız, bakış açınız devam ediyor. Ne olursa olsun. Yaşamaya devam ediyorsunuz.

İşte “kuantum ölümsüzlüğü” de bu gözünden ortaya çıkıyor ve şunu en baştan söylemekte yarar var. Bu olgu bir felsefi fikir deneyidir. Temel almış olduğu teoriler de “kuantum mekaniğinin aynı anda birden fazla durumda bulunma doğrusu süperpozisyon” durumu ile antropi ilkesi ve hayatta kalana odaklanma eğilimi ismi verilen bir olgudur.

Öncelikle. Antropi ilkesi bizlere şunu söyler. Bir gözlemcinin gözlemleyebilmesi için ne olması gerekiyorsa hepsi olmuştur. İlginç bir ihtimal fakat şu an bu yazıyı okuyanlar olarak bir oturup düşünelim. Sizi bu yazıyı okumaya getiren olayları, deneyimlerinizi göz önüne getirin. İmkanlarınızı. Türkiye’de doğan veya bir halde Türkçe öğrenmişsiniz. İnternete erişiminiz var. Buna ayıracak vaktiniz var. Ve en önemlisi doğmamış da olabilirdiniz. Ama hepiniz doğdunuz. İşte bu yazıyı okuyanlar olarak bahsettiğimiz imkanların hiçbirinin doğru olmadığını düşünebiliriz.Bu yazıyı okumayanları yok sayabiliriz.İşin esprisi idrak bu şekilde bir şey.

Tıpkı buzdolabının ışığı benzer biçimde. Buzdolabının ışığı da aslına bakarsak hep açıktır. Çünkü buzdolabı bu halde tasarlanmıştır. Görebildiğiniz, gözlemleyebildiğiniz vakit aleni olacak halde tasarlanmıştır.

Antropi ilkesi aslına bakarsak her yerde. Çok da kuvvetli bir kuram. Bir durakta “buradasınız” yazan bir haritanın önünde duruyorsanız bu makale her vakit doğrudur. Rus ruleti oynamış olan hiçkimsenin bundan pişman olmadığını da açıklar. Dünyanın bizim benzer biçimde canlıları desteklemesini de. İmkansız diyebileceğimiz her şeyin gerçekleşmiş bulunduğunu.

Ve kuantum ölümsüzlüğüne döndüğümüzde bütün bu tarz şeyleri ilgi çekici kılan da işin “kuantum” kısmıdır elbette. Örneğin evrende başka bir gezegende ne olursa olsun bizim benzer biçimde canlıların olması icap ettiğini de açıklar. Fermi paradoksunu da kendi arasında çözer. Bu kadar ihtimal var ise. Aslında o denli olasılığa da gerek yok. Olasılık sıfırın üzerindeyse bu probleminin cevabı “olabilir” değil “kesinlikle” var olacaktır.

Klasik fizikten ayrılmış olduğu yer de burası işte. Klasik fizikte yürüdüğünüzde her şey muayyen bir durumdadır. Televizyon olduğu yerde, eviniz belli bir sokağın belli bir kısmındadır. Anahtarlarınızı kaybettiğinizde nerede bulunduğunu bilmeseniz de muayyen bir yerde bulunduğunu bilirsiniz.

Kuantum fiziğinde ise bütün bu algılarımız sistemin çökmesine niçin olur. Bunun en popüler örneği de “çift yarık deneyidir”. Bir fer gözlemlediğinizde çift çizgi oluştururken gözlemlemediğinizde, müdahale etmediğinizde dalga benzer biçimde davranıyordu. İşin aslolan çığrından çıkmış olduğu nokta fotonları bir bir gönderdiğinizde de bunun gerçekleşmesiydi. Garipliğin ötesi. Bunun bizi en zorlayan bölümü da şudur aslına bakarsak. Bir fotonun nereye düşeceğini anlamak için izleyebileceği bütün muhtemel yolları hesaplamanız gerekir. Bu da oldukca fakat oldukca zordur.

Fakat herhangi bir fizik öğrencisine, fizikçiye veya bir kimyacıya sorduğunuz vakit ortada hiç bir gariplik yoktur. Bu dünyanın en düzgüsel şeyidir. Evrenin, maddenin işleyiş biçimidir bu. O yüzden bizim kadar coşku duymaz onlar bu gariplik karşısında. Ama olsun. Bize de kızmasınlar J Çünkü garip. Gerçekten.

Örneğin. Bu çift yarık deneyini her şeyle yapabilirsiniz. Parçacıklar büyüdükçe daha da zorlaşır sadece teoride her şeyle, adamla bile yapabilirsiniz. Misal bu kontrol edin gerçekleştirildiği en büyük parçacıklardan biri 810 tane atomdan oluşan bir moleküldü. Bakın foton, elektron filan değil. Atom. 810 adet hem de. Bildiğiniz bir cisim bu.

Ve işte bu aşamada bizim yetersizliğimiz gün yüzüne çıkıyor. Mühendislik mevzusundaki yetersizliğimiz. Makro evrende, bizim deneyimlediğimiz haliyle “kuantum fiziğini” gözle görmememizin nedeni bir tür mühendislik engelidir. Keşfedilmeyen bir fizyolojik yasa değil. Çünkü bugüne dek gördüğümüz bütün deneyler aslına bakarsak klasik evrenle kuantum evreni içinde bir fark olmadığını gösteriyor. Aksine. Kuantum yasaları evrenseldir ve her şey ve her yer için geçerlidir.

Bu arada merak etmeyin. Bunların tamamı bizi ölümsüzlüğe götürüyor. Geliyoruz yavaştan.

Ve en baştaki “tahakkuk olasılığı olan her şey gerçekleşir” iddiasını da “her şey olur” ile karıştırmayalım. Fizik yasalarının, kuantumun evrenselliğini konuştuğumuz vakit naturel olarak kendimizin de bir süperpozisyonda olduğu yanılgısına düşebiliriz. Yani niçin o iş teklifini kabul etmiş olan öteki versiyonumuzu görmüyoruz o vakit değil mi? Çünkü bunun olaıslığı harbiden sıfır. Yani siz şu anda buradaysanız bitmiştir. Buradasınızdır. İhtimaller çökmüştür. Farklı durumlarda olsanız dahi bu değişik versiyonların birbirleri ile etkileşime girmesi olanaksızdır. /

Aslında hep birlikte kuantum fiziğinin derinlerine doğru seyahat yapmış bir öbek olarak şöyle açıklayabiliriz bunu.

Schrödinger’in kedisini hatırlarsınız. Biz ölçene kadar ölü mü değil mi bilmiyoruz. İkisi de doğru diye var sayıyoruz hani. Niels Bohr öncülüğündeki kuantum fizikçiler bu durumu şöyle ele alır. Birisi kutuyu açıp baktığında bütün olasılıkları tek bir olasılığa indiriyoruz. Yani kedi canlıysa o an için ölü olma ihtimali sonsuza kadar ortadan kalkmıştır derler.

Fakat kuantum fiziğinden ortaya çıkan öteki bir yorum da çoklu dünya teorisidir. Bu teoriye bakılırsa hepimiz kapıyı açtığımızda kedinin canlı bulunduğunu gördüğümüz anda aslına bakarsak başka bir evrenin de kapısını açıyoruz. Kedinin ölü olduğu başka bir evrenin.

Yani bizim başka bir evrendeki kopyamız kapıyı açtığında kedinin ölü bulunduğunu görüyor.

Siz o kapıyı iki defa açıyorsunuz aslına bakarsak. Başka bir dünyada, başka bir evrende, başka bir bedende.

Ancak buradaki sorun şu. Diğer benliğinizden haberiniz olma ihtimali yok. Sıfır. Bu noktayı iki ayrı yola ayrılan ve sonsuza kadar tekrar bütünleşmesi katiyen iki ayrı yola benzetebiliriz. Siz sağa döndüğünüzde aslına bakarsak sola da dönüyorsunuz aynı anda. Ama o anda başka bir evrenin de kapılarını açıyorsunuz.

Aslında bunu kontrol edebilirsiniz. Evet. Çok basit.

Schrödinger’in kedisinin yerine siz geçebilirsiniz. Kutunun içerisine zavallı kedi yerine testi meydana getiren fizikçiyi koyalım. Niye kediyi harcıyoruz ki? Kediler yaşasın J

Şimdi. Test aynı. Fakat radyoaktif maddedeki atomların sayısını artıralım ve ölüm kalım ihtimalini oldukca oldukca düşürelim. Örneğin 100 atomdan minimum birinin 1 saniye arasında bozunma ihtimali P olsun. Yani ölüm kalım ihtimali çok düşük fizikçimizin.

Bunun amacı da şu. Eğer çoklu evrenler doğruysa ve hepimiz bu deneyi sayısız kere yine ettiğimizde ölüm kalım şansı oldukca düşük olsa da sıfır değil. Ve mantık olarak bir keresinde hayatta kalabilir.

Ve bu evrenlerden birinde fizikçimiz laboratuvardakilerin şaşkın bakışları içinde kutudan sapasağlam çıkacaktır. Büyük ihtimalle bütün dünyada kahraman duyuru edilecek, haberlerde “ölümsüz” erkek, mucize erkek diye bahsedilecektir. Tabi öteki lüzumsuz haberlerden vakit kalırsa.

Fakat burada unutulan bir şey olacaktır. Çoklu dünya teorisine bakılırsa fizikçimiz esasen sayısız kere ölmüş olacaktır. Sayısız evrende kendisi haberlerde rokete binip dünyanın düz bulunduğunu kanıtlayan erkek benzer biçimde işlem görecek ve değişik listelerde en saçma ölümler sıralamasında başa oynayacaktır.

Bir evrende kahraman olduğu için haberimiz olmadan.

Şimdi gelelim bu deli fikrin arkasındaki erkek Hugh Everett’in hikayesine.

Bir fizikçi olan Hugh Everett harbiden saplantılı bir adamdı. Hayatının tam merkezinde ancak işi ve teorileri bulunuyordu. Eşi ve evlatları ile oldukca sorunlu ve uzak bir ilişkileri vardı.

Tüm zamanını bilhassa çoklu kainat ve çoklu dünya benzer biçimde teorileri geliştirmeye ayıran Everett’in bir de sigara ve alkol bağımlılığı da vardı.

Gerçekten oldukca parlak zeka bir erkek olan Everett Pentagon’da emek harcamalar yaparken kendisine bir haber geliyor.

Kızı intihar etmişti. Everett haberi aldığında tek dediği şey şuydu “Bu kadar mutsuz bulunduğunu bilmiyordum.”

Kızı her neyse ki hayatta kalmıştı sadece bu vaka karşısında kurduğu cümle ailesi ve evlatları ile olan ilişkisini özetliyordu. Çocuklarını ve ailesini devamlı dikkatsizlik etmişti.

Ve maalesef bunu düzeltecek vakti de olmamıştı. Kızının intihar girişiminden kısa bir müddet sonra hemen hemen 52 yaşlarındayken bağımlılıklarının da cevabında kalp krizinden yaşamını kaybedecekti.

Fakat kızı sonrasında yine intihara kalkışmış ve maalesef bu sefer başarıya ulaşmış olmuştu.

Arkasında bıraktığı notta da “Babamla başka bir evrende son bir kere daha görüşmeye gidiyorum.” Yazıyordu.

Hikaye oldukca değişik olsa da bahsettiğim benzer biçimde DARK dizisinde de benzer bir öykü vardı hatırlarsınız.

Kaldı ki orada da çoklu ve paralel evrenlerden, kuantum mekaniğinden bol miktarda makbuz yapılmıştı dizide.

Hugh Everett’in konusunda de gördüğümüz suretiyle bir ihtimal de şahsi hatalarını düzeltmek, her şeye yine başlayabilmek ümidi ile çoklu evrenlere, “bir şansının daha” bulunmasına takıntılı hale gelmiş olabilir.

Ve başta da bahsettiğim benzer biçimde çok kuramsal ve felsefi bir açıdan ele alabileceğimiz bir kuram bu. Zira kontrol edilebilmesi katiyen anlayacağınız suretiyle.

Fakat doğruluk oranı var ise bir ihtimal de başka bir evrende Hugh Everett evlatları ile söyleşi ettiği, Pazar kahvaltılarını beraber yapmış olduğu bir yaşam sürüyor olabilir. Umarız öyledir…

 

Kaynaklar:

Quantum Suicide and Immortality. And the question which led to the many… | by Ella Alderson | Medium

https://arxiv.org/pdf/0902.0187

https://interestingengineering.com/a-theory-of-quantum-mechanics-that-suggests-everyone-is-immortal

Anahtar Kelimeler : “Bir,şeyin,olma,ihtimalivar,iseo,şey,olur”. Evet.,Başlangıç,noktamız,burası.,Kuantum,mekaniğinin,temel,iddialarındanveyaçıkarımların..