Semih Kaplanoğlu'nun Cannes yolculuğu

Bu yazı HasCoding Haber Ajansı tarafından 11.07.2021 tarih ve 10:17 saatinde Sanat Haberleri kategorisine yazıldı. Semih Kaplanoğlu'nun Cannes yolculuğu

makale içerik

Semih Kaplanoğlu'nun Cannes yolculuğu

Semih Kaplanoğlu'nun Cannes yolculuğu

Semih Kaplanoğlu'nun Bağlılık üçlemesinin ikinci filmi olan Bağlılık Hasan, bugün 74. Cannes Film Festivali'nde dünya prömiyerini gerçekleştirecek. Leyla İpekçi, ntv.com.tr için eşiyle birlikte yaşadıkları Cannes heyecanını ve sinema yolculuklarını anlattı.

Yönetmen Semih Kaplanoğlu, Bağlılık Hasan ile 74. Cannes Film Festivali'nde Türkiye'yi temsil ediyor. Kaplanoğlu'nun eşi Leyla İpekçi, filmin Belirli Bir Bakış seçkisinde bugün gerçekleşecek dünya prömiyeri öncesi Cannes'a giden yolu anlattı. İşte bir Türk yönetmenin dünya festivallerine yolculuğu... 

23 YILLIK SİNEMA YOLCULUĞU

Dünyanın üç büyük film festivali Berlin Venedik ve Cannes. Bunların içinde lider konumundaki Cannes Film Festivali için buradayız. Gözümün önünden Semih'le birlikte 23 yıllık sinema yolculuğumuz bir film şeridi gibi geçmeye başladı. Birazını kayda geçirmenin vakti gelmiş olmalı diyerek kumsalda etrafı izlerken cep telefonundan bu tanıklığı kelimelere döküverdim.  ‘Bizlerin hikayesi daha geniş anlamda Türkiye'nin kültür sanat anlayışına da ışık tutuyor diyerek’ bu tanıklığımızın az da olsa bir kısmını paylaşmak istedim.  

"2 BİN FİLM ARASINDA SEÇİLDİ"

Bugün (11 Temmuz Pazar) Bağlılık Hasan adlı filmimizin dünya prömiyeri olacak. Buraya katılmış olmak zaten başlı başına bir ödül. Bizim yarıştığımız kategori ana yarışma değil, dolayısıyla Altın Palmiye ödülü yok. Daha ziyade Yönetmen Sineması denilen seçkin sanat filmlerinin seçildiği Un Certain Regard adlı bölümde yarışıyoruz. Her koşulda 2 bin film arasından Cannes'da yarışmaya seçilen 38 filmden biri oldu filmimiz. Bu sebeple şimdiden uluslararası dağıtımcıların tekliflerini değerlendirdik ve filmimiz dünyaya satılmaya başladı.

"SEMİH DEFALARCA BURAYA GELDİ"

İlk filmimizden beri Semih yapımcı yönetmen veya jüri olarak defalarca buraya geldi. Kimi zaman uluslararası yapım ortaklığı bulma müzakerelerine katıldı. Kimi zaman da filmimizin dünya prömiyeri için geldi. 2007'de Yumurta filmimiz için yine Cannes'daydık.
1999 ve 2000 yıllarında ilk filmimiz Herkes Kendi Evinde'yi çekmeye çalışıyorduk. Singapur'dan İtalya'ya pek çok festivalden ödülle döndük. Fakat yapımcı ortaklarımızla sonuçlanması yıllarca sürecek bir sorun yaşadığımızdan kendi yapım şirketimizi kurarak yolumuza devam etmeye karar verdik."ATIL OLARAK KALDI"

Nihayetinde davayı kazansak da filmimizin dağıtım ve gösterimi için filmi yeniden satın almamız(!) gerektiğinden ve elbet öyle bir bütçeyi kişisel olarak denkleştirmek hiç kolay olmadığından, bu film yeni mecralarda gösterilemeden atıl olarak kaldı.

"TECRÜBELERİMİZDEN YARARLANMIYORLAR"

İkinci filmimiz Meleğin Düşüşü'nü 2003'de çektik. Piyasaya çıkması 2 seneyi buldu. Dünya prömiyerini Berlin'de yaptık. Bu film de Hindistan başta olmak üzere yine bazı festivallerden ödülle döndü. Bazılarına da sadece davet edilmenin itibarıyla uluslararası film sektöründe kendine yer açmaya başladı. Bugün genç sinemacılar için dijital imkanlarla bu piyasaya girmek belki daha kolay ama onlar da çoğunlukla bizlerin tecrübelerinden yararlanmayı vakit kaybı olarak görüyor. Hepsi değilse bile çoğu bu anlamda dertli ve ısrarcı değil. Yapımcı ortak bulma toplantılarına mesela asistanlarını yollayarak sinema alanındaki dertlerini diyelim senaryoya dökecek güçlü bir birikim ve donanıma kavuşmayı da ihmal ediyorlar."SEÇİLMEK BAŞLI BAŞINA BİR SÜREÇ"

Festival yarışmalarına veya ortak yapımcılık başvurularına seçilmek başlı başına meşakkatli bir süreç. Özellikle Avrupa film fonu Eurimages'dan mesela belli bir miktar fon almak, filmin uluslararası arenada kabullenirliliği için çok büyük bir başarı addedilir. Bazen aldık, bazen de alamadık elbette. 

"2000'LERİN BAŞINDA İMKANLAR GENİŞ DEĞİLDİ"

2000'lerin ilk yarısına kadar Kültür Bakanlığı’nın şimdiki kadar geniş imkanları yoktu. Şimdi ise film bütçeleri, devlet size en yüksek fonu verse bile bütçenin ortalama 10'da 1'iyle 5'te 1 arasında bir ortalamaya denk geliyor. Ama mesela son projemiz Bağlılık Fikret'e Kültür Bakanlığı bütçemizin 20'de 1'ini layık gördü. Ayrıca şahsi mal mülk vesaire her film için teminat olarak gösterilmek zorunda. Ve yine ayrıca Bakanlık kredi verirken uluslararası ödül şartı koşuyor."LOBİ YAPMAKTAN KAÇINMIYORLAR"

Buna rağmen sanki filmlerimize belli bir hükümet tarafından hibe yapılıyor gibi bir algı oluşturarak bize yıllardır düşmanlık yapanlar, "Bu filme gitmeyin" diye yazıp çizerek rızkımızla oynayanlar yurtdışındaki festivallerde de lobi yapmaktan kaçınmıyor.

"ÜÇ KURUŞLARLA ORALARA GİTTİK"

Hiçbir kurumun, cemaatin veya yetkilinin liyakat gerektiren başvuru onayları dışında bir desteği olmadan, kendi başımıza dünyanın çeşitli ülkelerindeki yapım fonlarına başvurup, üç kuruşlarla oralara gittik. Semih birbirinden güzel uluslararası ortakları, iğneyle kuyu kaza kaza buldu. Bunlar kimi zaman Alman, Fransız, Amerikalı, İsveçli, Yunan, Katarlı ortak yapım şirketleriydi. Kimi zaman ise ZDF, ARTE gibi Avrupa'nın önemli TV kanalları oldu. Kuzey ve Güney Amerika'da yayın yapan HBO kanalında filmlerimiz gösterildi.

"SANATIN İDEOLOJİ OLMADIĞINI KANITLADIK"

Sanatın kimliği, siyaseti ideolojisi olmadığını defalarca kanıtladık onlarla birlikte. Bugün burada Cannes'da bazılarıyla karşılaşınca birbirimize yürekten sarılıyoruz."BAKANLIK SAYESİNDE KOLAYLAŞTI"

Yıllar sonra Kültür Bakanlığı’na bağlı bir sinema fonu kuruldu. Elan liyakat esasına uyma konusunda hemen her alanda olduğu gibi burada da sıkıntılar olduğunu vicdanen belirtmek gerekir. Buna rağmen bazı filmlerimizin yapımı elbet Kültür Bakanlığı fonu sayesinde kolaylaştı. Bunu da muhakkak belirtmek lazım.

ULUSLARARASI FİLM FONU ÇALIŞMASI

Kültür kurullarında veya çalıştaylarında Semih bürokratlara kendi gönül coğrafyamızda veya Türk dünyasında Türkiye'nin girişimiyle uluslararası bir film fonu kurma projesini önerdi. Yetenekli sanatçıları dünyanın dört bir yanından bu vesileyle kültürümüze ortaklık ettirmenin dünyadaki anlamını ve uzun vadeli karşılıklı stratejilerini anlattı. Bu önerinin detayları 2. Kültür şurasında kayda geçmişti. Yurtdışındaki Yunus Emre Enstitüleri vasıtasıyla -sadece Yunus'u anma yılı için değil- sürekli olmak kaydıyla  organize edilmek üzere uluslararası bir kısa film fonu kurulmasını da önerdi.

Semih ve film şirketimiz (Burada Hande ve Fatih Ağdaş'ı da anmak lazım) Hollanda'sından Fransa'sına, Kanada'sından Amerika'sına, Asya Pasifik'inden Avustralya'sına pek çok tecrübe biriktirdi.

"DAHA PRATİK BİLGİLER İÇERİYOR"

20 küsur yıldır senaryo yazımında ve montaj, kurgu gibi aşamalarda filmlerimize katkıda bulunan bir yapımcı ve yazar olarak edindiğim tecrübe, 'Bugün hiç film çekmeden senaryo yazma dersi verenlerin öğrettiklerinden daha pratik ve faydalı bilgiler içeriyor' desem yeridir.

YUMURTA'NIN BAŞARISI

Hamdolsun filmlerimiz dünyadaki belli başlı uluslararası festivallere  seçilmeyi başardı. Yumurta'nın yolculuğu Cannes'da başlamıştı. Portekiz'den, Şili'den ve İtalya'da düzenlenen Avrupa Film Festivali'nden büyük ödülle döndü."BAL YILLAR SÜREN YOLCULUĞUNA DEVAM ETTİ"

Süt ise Venedik Film Festivali'nde yarıştı ve dünya prömiyerini orada yaptı. Bal malum, Berlin'de büyük ödülü alarak yıllar süren yolculuğuna devam etti.

Bu arada Bal ve Buğday'daki maneviyat, Almanya'da olduğu kadar Iran'daki Fecr film festivalinde de uluslararası ekümenik jürinin dikkatini çekerek ödül vermelerine vesile oldu. Buğday, lobicilerin ulaşamadığı(!) Uluslararası Tokyo Film Festivali'nden büyük ödülle döndü.

"NİCE BADİRE ATLATTIK"

Semih'le birlikte yapım şirketi kurarak ilk yola çıktığımızdan beri nice badire atlattık. Sadece Buğday filmimizin yapımının 5 yıl sürmesi mesela farklı kıtalarda çekim yapmanın stratejisini, ortaklarını, hukukunu, yöntemini, lojistiğini, transferini, sözleşmelerini, filmin çekilecek mekanlarını, kurumlarla yapılacak ayrı ayrı organizasyonaları vesaire oluşturmak içindi."İŞİMİZE BAKMAYA DEVAM EDİYORUZ"

Filmlerimizden kendi ideolojilerine göre bir tasnif yapma hırsına yenik düşüp sanat zevki almayı bilmeyen (olumlu olumsuz yapıcı eleştiriler yerine şahsi iftira ve hakaretlere bel bağlayan) ve farklı kisvelere bürünmüş ‘yetkili ve güdümlü’lere rağmen.. işimize bakmaya devam ettik, ediyoruz.

Gönül yordamıyla ilerlemek dışında bir derdimiz olmadı. Her kazandığımızı sonraki filmimizin bütçesine yatırmak suretiyle film çekmeye ancak bu şekilde devam edebiliyoruz.

"DİĞER FİLMLERİMİZ GİBİ DEĞİL"

Bağlılık Hasan filmimizin diğer bazı filmlerimiz gibi (mesela Bal) bu sefer de Kültür Bakanlığı’ndan bir destek almadığını, uluslararası ortağı olmadığını ve bize güvenip cömertçe sinemamızı desteklemeyi amaçlayan Sinehane'yle yola çıktığımızı belirtmeliyim.

Burada muhakkak bu vesileyle Yusuf üçlemesinin yapılmasına katkı sağlayan  (Bal, Süt, Yumurta) NTV kurumunun da adını anmam gerek. Üçlemenin daha yapım aşamasında gösterim haklarını satın alarak filmlerimizi gerçekleştirmemize büyük destek olmuşlardı.

Aynı şekilde önceki filmlerimizi satın alan TRT'yi de anmam gerek. Tıpkı Buğday filmimize baştan ortak olarak destek verdikleri gibi şimdi henüz proje aşamasında olan yeni filmimize de 12 punto olarak destek verdiklerinin altını çizeyim.

Almanya'da yıllar önce yolda yürürken birden onlarca kişi etrafımızı sardı, foto çektirmek istediler. Semih'i tanımışlardı. Aynı şekilde Japonya'da da Semih'ten imza almak isteyenler metrelerce kuyruk oluşturmuştu. Evet çünkü filmlerimiz bu ülkelerde vizyona giriyor. Hakkında söyleşiler yapılıyor, yazılar yayınlanıyor.

Böyle gönülden paylaşımlardan biri de dünyanın pek çok yerindeki seyircilerden hemen her vakit gelen mektuplar. Bunlar bizim için her zaman en büyük ödül oldu, oluyor.

"GÖNÜL DESTEĞİ VERENLER VAR"

Ülkemizde ise... Bir kesim, "Uluslararası bir sanatçı nasıl ülkesine muhalif olmaz" diye taşlamayı hak görüyor. Bir kesim de "Bizim mahalleden olmayan bu yönetmen bizi temsil edemez" diyerek... Ama her zaman gönül desteği veren, az veya çok yaptığımız işe hürmet eden, emeğe saygı duyan, içtenlikle olmak kaydıyla olumlu olumsuz yaklaşımlarını paylaşan sanatseverler de var.

"ÖDÜLLERİ ANMAMAK OLMAZ"

Filmlerimizi kendi ideolojileri uyarınca habire tasnif ve tanzim etmekten sinemanın dilini konuşamayan onca eleştirmene rağmen ülkemizdeki magazini bol yarışmalarda da olumlu olumsuz pek çok macera yaşadık. Bu elbet başka bir yazı konusu. Ama uluslararası ödüllerden bahsedip bizdekileri anmamak olmaz. Filmlerimiz farklı dallarda pek çok defa Altın Koza, Altın Lale ve Altın Portakal ödüllerine layık bulundu.

Filmlerimiz, diğer uluslararası sanat eserleri gibi bugün pek çok ülkede, farklı kültürlerle buluşmaya devam ediyor. İsviçre'nin bir dağ köyünde yaşlı bir çiftçi Süt'ü izledikten sonra "beni anlatmışsınız" diye gözyaşı dökebildiği gibi, Saraybosna'da bir İspanyol, Buğday filmini izledikten sonra gözyaşlarını akıtarak "Ben kutsal kitaplarda ne yazılıyor bilmem ama siz burada şunu şunu anlatmışsınız, çok dokundu.."  diyebiliyor.

SEYİRCİ TEPKİLERİ

Veya Yumurta'yı bir kuzey ülkesinde izleyen seyirci "Şu sahnedeki köpek adamın nefsiyle boğuşmasını simgeliyor" dediğinde... Evet!

Sanat eserleri tefekküre açık olduğundan, böyle evrensel bir hal dilini yerli ve kendi otantik aleminde sinematografik olarak anlatabilmenin zevkini paylaşıyoruz. 23 yıldır. Hamdolsun.

Anahtar Kelimeler :

Pinterest Google News Sitesinde Takip Et Facebook Sayfamızı Takip Et Google Play Kitaplar