Bu yazı Hasan ERYILMAZ tarafından 29.05.2020 tarihinde Türk Dili kategorisine yazıldı. Halk Edebiyatı

makale içerik

Her dönemde olabileceği gibi İslamiyet’in kabulünden önce de Türk toplumunda sınıf farklılıkları vardır. Ancak bu farklılıklar, Türk edebiyatında belirgin bir şekilde görülmemiştir. Bu nedenle İslamiyet’in kabulünden önce Türkler ortak bir edebiyata sahip olabilmiştir. Fakat İslamiyet’in kabul edilmesiyle birlikte dil, kültür ve yaşayış bakımından halktan uzaklaşan sanatçılar, yeni bir edebiyat dili ve edebiyat zümresi meydana getirmiştir. Buna bağlı olarak 13. yüzyıldan itibaren Türk edebiyatı iki kola ayrılarak varlığını sürdürmeye devam etmiştir: Bunlardan biri, saray çevresinde toplanan eğitimli sınıfın oluşturduğu “divan edebiyatı”; diğeri ise halkın içinde yetişen sanatçıların oluşturduğu “halk edebiyatı”dır. Kaynağını sözlü kültürden alan ve aslen sözlü edebiyatın devamı niteliğinde olan halk edebiyatı yazılı kültürün gelişmesiyle bugünkü halini almıştır. 
Halk Edebiyatının Genel Özellikleri 
 Halk edebiyatı eserleri hem sözlü hem de yazılı ürünlerdir.  Yazılı eserlerin çoğu sözlü gelenekte oluşmuş ve sonra yazıya geçirilmiştir. Bu nedenle, halk edebiyatının temellerinin büyük oranda sözlü geleneğe dayandığı söylenebilir.  Halk edebiyatının temelleri sözlü geleneğe dayandığı için aynı eserin bölgelere göre farklı çeşitlerine (varyantlarına) rastlanabilir.   Sözlü edebiyatta, "ozan, şaman, baksı, kam" adlarıyla anılan şairlerin yerlerini, halk edebiyatında “âşık”, “saz şairi” ve “halk şairi” almıştır.  Sözlü edebiyat şairleri, şiirlerini “kopuz” eşliğinde söylerken; âşıklar, şiirlerini “karadüzen, tambura, cura, çöğür, bozuk, divan sazı, meydan sazı" gibi isimler verilen "bağlama" eşliğinde söylemişlerdir. Bu nedenle belli bir ezgiyle söylenen halk şiirinde müzik önemli bir yer tutmaktadır.  Halk edebiyatı geleneğine bağlı olarak âşıklar “bade içerek” saz çalma ve şiir söyleme yeteneğine kavuşmuştur.  Genellikle köy ve kasabalarda usta-çırak ilişkisiyle yetişen âşıklar, “irticalen” (doğaçlama) şiir söyleyebilme yeteneğine sahiptir.   Âşık atışmaları, âşık karşılaşmaları, “muamma” ve “lügaz” adı verilen manzum bilmeceler söylemek âşık edebiyatının yaygın geleneklerindendir.  Âşıklar, yetiştikleri çevrelere göre “köy âşıkları, şehir âşıkları, konargöçer âşıklar, asker âşıklar” gibi simlerle anılmışlardır.  Halk şairleri, divan şairleri gibi yüksek bir eğitim almayıp halkın içinde yetiştikleri için bir kısmı okuma yazma bilmez. Ancak Tekke-tasavvuf edebiyatı şairleri; anonim halk edebiyatı ve âşık edebiyatı şairlerine oranla daha iyi bir eğitimden geçmişlerdir.   Halk edebiyatının şiir dili samimi, canlı ve sadedir. Ancak nadir de olsa tekke/tasavvuf şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimelere rastlanmaktadır.  Halk edebiyatı eserleri yapı ve içerik bakımından sözlü edebiyat ürünleriyle benzerlik göstermektedir. 
 Şiirlerde, aşk, özlem, ölüm, kahramanlık, doğa, din ve tasavvuf gibi konular işlenmiştir. Konular, divan şiirine kıyasla daha somut bir şekilde ele alınmıştır.  Halk şiirinde, edebi sanatlara divan şiirinde olduğu kadar çok yer verilmemiştir.   Divan edebiyatında olduğu gibi halk şiirinde de kalıplaşmış ifadelere (mazmunlara) yer verilmiştir. (İnci: diş, kalem: kaş, elma: yanak, ok: kirpik vb.)  Divan edebiyatında olduğu gibi halk şiirinde de şairler mahlas (tapşırma) kullanmışlardır.  Şiirlerin nazım birimi dörtlüktür ve şiirler hece ölçüsüyle söylenmiştir. En çok 7’li, 8’li ve 11'li hece ölçüleri kullanılmıştır.   Halk şiirinde asıl ölçü hece ölçüsü olmakla birlikte, Gevheri, Âşık Ömer, Kâtibi, Dertli, , Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni gibi divan şiirinden etkilenen bazı şairler aruz ölçüsünü de kullanmışlardır.   Halk şiirinde ses ön planda olduğu için kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir. Genellikle yarım ve cinası uyak kullanılmıştır.  Koşma, semai, varsağı, mâni, türkü gibi nazım şekillerinin yanı sıra; konuları bakımından güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt, nefes, ilahi, şathiye gibi nazım türleri kullanılmıştır.  Divan edebiyatının etkisiyle halk edebiyatında aruzla oluşturulan bazı nazım biçimleri de ortaya çıkmıştır. Bunlar: “Divan (divanî), selis, semai, kalenderî, satranç, vezn-i âher”dir.  Divan edebiyatı şairleri, şiirlerini “divan” adlı şiir kitaplarında toplarken; halk şairlerinin şiirleri, “cönk” ve “mecmua” denen şiir kitaplarında toplanmıştır.  Halk edebiyatı; Anonim Halk Edebiyatı, Âşık Edebiyatı, Tekke-Tasavvuf Edebiyatı olmak üzere üç döneme ayrılmıştır. 
 
1. ANONİM HALK EDEBİYATI 
Genel sınıflandırmaya göre halk edebiyatı İslami Dönem Türk Edebiyatı içerisinde ele alınsa da anonim halk edebiyatının doğuşu sözlü edebiyata kadar uzanmaktadır. Bu dönemde yaratılan edebi ürünler, yazıya geçirilmediği için, sözlü gelenekte çeşitli değişiklikler geçirerek günümüze kadar gelmiştir. Böylece zamanla asıl söyleyeni unutulan edebi eserler, halkın ortak malı haline gelerek anonim halk edebiyatını oluşturmuştur. 
1.1.Anonim Halk Edebiyatının Genel Özellikleri  Anonim halk edebiyatı, halk edebiyatı içerisinde yabancı etkilerden en uzak olan dönemdir.  Halkın ortak ürünü olduğu için eserlerde konuşma diline yakın, sade bir dil kullanılmıştır. Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmemiştir.  Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür, şiirlerde genellikle hece ölçüsünün 7'li, 8'li, 11'li kalıpları kullanılmıştır.  Genellikle yarım ve cinaslı uyaklar kullanılmıştır. 
 Aşk, özlem, ölüm, doğa, yiğitlik gibi konular işlenmiştir. 
 
1.2.Anonim Halk Edebiyatında Tür ve Şekil/Biçim 
Halk edebiyatı ürünlerinin tasnifi oldukça problemli bir konu olduğu için eserler, çok farklı şekillerde sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmalar, “manzum ürünler, mensur ürünler, manzum-mensur karışık ürünler, kalıplaşmış ifadeler” gibi başlıklar altında toplanmıştır. Ancak henüz genel kabul görmüş bir tasnifin olduğu söylenemez. Bu nedenle, çalışmanın amacı ve kapsamı çerçevesinde, herhangi bir tasnif iddiası güdülmeksizin anonim halk edebiyatı ürünleri iki genel başlık altında incelenmiştir: 
Anonim Halk Edebiyatı Nazım Biçimleri (Manzum Ürünler): Mani, türkü, ağıt, ninni, tekerleme, bilmece. 
Anonim Halk Edebiyatı Nesir Biçimleri (Mensur Ürünler): Mit, masal, efsane, halk hikâyesi, fıkra, atasözü, deyim, dua- beddua (alkış-kargış), geleneksel Türk tiyatroları (köy seyirlik oyunları, meddah, ortaoyunu, karagöz, kukla) 
1.2.1. Anonim Halk Edebiyatı Nazım Biçimleri  1.2.1.1.Mâni  Anonim halk edebiyatında en çok kullanılan nazım biçimlerinden biridir.  Genellikle düğünlerde, bayramlarda, tarlalarda, iş yerlerinde söylenilmektedir.  Genellikle tek dörtlükten oluşur ve 7’li hece ölçüsüyle söylenmektedir. 8’li hece ölçüsüyle söylenen maniler de vardır.  “aaxa” şeklinde kafiyelenir. Nadir de olsa “abab, xaxa, aaax, aaaa” şeklinde kafiyelenmiş mâniler vardır.  İlk iki dizesi genellikle asıl konuya hazırlık mahiyetindedir. Asıl söylenmek istenen son iki dizede anlatılır.  Bölgelere göre; “mana, bayatı, hoyrat, karşı beri, peşrev, akışta, deyişme” gibi isimler alır.  Divan edebiyatı nazım biçimi olan “tuyug” ile benzer özelliklere sahiptir. Hatta “mâni” ve “tuyug”un aynı olduğunu iddia edenler vardır. Aralarındaki en temel fark, birinin hece; diğerinin aruz ölçüsüyle yazılmasıdır.  Aşk ve sevgi başta olmak üzere hemen her konuda mâni söylenmiştir. 
 
1.2.1.1.1. Yapılarına Göre Mâni Çeşitleri: 
 
1.2.1.1.1.1.Düz Mâni: Dört dizelidir ve her dize 7 heceden oluşur. 
 
Dağda tavuk kümesi Başında allı fesi Oğlanlar vezir olsa Yine kızın kölesi 
 
1.2.1.1.1.2.Kesik Mâni /Cinaslı Mâni: İlk dizesi 7 heceden daha az olup cinaslı kafiyeden oluşur. Genellikle “adam aman” şeklinde kalıplaşmış ifadeyle başlar. Bu şekilde oluşturulan manilere “ayaklı mani” ve  “doldurmalı kesik mâni” de denir. 
 
Yâr dayandı Sineme yâr dayandı Bu nasıl sevda idi Tutuştu yâr da yandı 
 
1.2.1.1.1.3.Yedekli/Artık Mâni: Dize sayısı dörtten fazla olan manilerdir. Genellikle düz maninin sonuna aynı ölçü ve uyakta iki dize eklenerek yapılır. 
 
İlkbahara yaz derler Şirin söze naz derler Kime derdim söylesem Bu dert sana az derler Kendin ettin kendine Yana yana gez derler 
 
1.2.1.1.1.4.Karşı beri/ Deyiş/ Akışta: Karşılıklı atışma şeklinde söylenen manilerdir. 
 
Âdilem sen nâ-çarsın İnci mercan saçarsın Dünya deniz olunca Gülüm nere kaçarsın 
 
Ağam derim nâ-çarım İnci mercan saçarım Dünya deniz olunca Ben kuş olup uçarım 
 
1.2.1.2.Türkü   “Türk” sözcüğünün sonunu nispet î’si eklenmesi sonucu, önceleri “türkî” şeklinde kullanılan sözcük sonraları “türkü” kelimesine dönüşmüştür.  Anadolu’da “şarkı, hava, deyiş deme” gibi çeşitli isimlerle de anılan türkülere, diğer Türk uluslarında, “ır, yır,cır” gibi isimler verilmiştir.   Çoğu anonim olmakla birlikte kim tarafından yazıldığı bilinen türküler de vardır.  Türküler iki bölümden oluşmaktadır: Asıl sözlerin bulunduğu birinci bölüme "bent"; bentlerin sonunda yinelenen ikinci bölüme "kavuştak", "bağlama" veya “nakarat” denir. Her türküde kavuştak olmayabilir. 
 Türkülerin belirli bir kafiye şekli, ölçüsü ve nazım birimi yoktur. Bu nedenle türkülerde her çeşit kafiye, ölçü ve nazım birimi kullanılmakla birlikte en çok 7, 8 ve 11’li hece ölçüleri ile mani ve koşma kafiye şekilleri kullanılmaktadır.  Türküler konularına, ezgilerine ve yapılarına üçe göre ayrılmıştır: 
 
1.2.1.2.1. Konularına Göre Türküler: Ninniler, ağıtlar, aşk türküleri, gurbet türküleri, askerlik türküleri, hapishane türküleri, taşlama, yergi ve güldürü türküleri, doğa türküleri, ayrılık türküleri, düğün türküleri, bayram türküleri, oyun türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, karşılıklı söylenen türküler 
 
1.2.1.2.2. Ezgilerine Göre Türküler:  1.2.1.2.2.1.Usullü Türküler: Oyun havaları usullü türkülerdir. Anadolu’da; kıırık hava, horon, zeybek, karşılama, bar, halay, Sümmani ağzı gibi çok çeşitli oyun havaları vardır. 1.2.1.2.2.2.Usulsüz Türküler: Uzun havalar usulsüz türkülerdir. Anadolu’da; ağıt, bozlak, kayabaşı, hoyrat, divan, koşma, Türkmani, Çukurova gibi uzun havalar bulunmaktadır. 
 
1.2.1.2.3. Yapılarına Göre Türküler: Bentlerin dize sayısına göre “üç dizelik bentlerden oluşan türküler, dört dizelik bentlerden oluşan türküler, beş dizelik bentlerden oluşan türküler” gibi isimler almaktadır. 
 
1.2.1.3.Ağıt  Başta ölüm olmak üzere, hastalık, doğal afet gibi durumlarda çalgı olmaksızın belli bir ezgiyle söylenen şiirlerdir.  Çoğunlukla kadınlar tarafından söylenen ağıt, çok eski bir Türk geleneğidir.  Ağıt söylemeyi bir iş olarak yapan profesyonel ağıtçılar da vardır.  Ağıtlar genellikle türkü nazım biçiminin bir türü kabul edilirler. Buna bağlı olarak yapısı bakımından türkünün özelliklerini taşımaktadır.  Âşık edebiyatı döneminde oluşturulup yazarı belli olan ağıtlar da vardır. Bu ağıtlar koşma nazım biçiminin bir türü kabul edilmektedir.  İslamiyet öncesi Türk edebiyatındaki karşılığı "sagu", divan edebiyatındaki karşılığı ise "mersiye”dir.  Divanü Lügâti’t-Türk’teki Alp Er Tunga sagusu Türk edebiyatının en eski ağıtlarındandır. 
 
1.2.1.4.Ninni  Genellikle kadınlar tarafından, çocukları uyutmak ve ağlayan çocukları susturmak için söylenen ezgili türkülerdir.  Ninniler de ağıtlar gibi türkü nazım biçiminin bir türü kabul edilirler.  
 Belli bir yapısı olmamakla birlikte genellikle tek dörtlükten oluşan ninniler 7’li ve 8’li hece ölçüsüyle yazılmıştır. Ancak zaman içinde dilden dile yanlış aktarımlar sonucu hece düzeni ve kafiyesi bozulan ninniler de vardır.  Genellikle “aaxa, aabb, abab/axax” şeklinde kafiyelenir.  Başında ve sonunda genellikle kalıplaşmış ifadeler kullanılır.  Genellikle sevgi, dilek, şikâyet, övgü, yergi, ayrılık, gurbet, din, ağıt gibi konular işlenmektedir.  Ninni, Divanü Lügati’t-TürkTe “balu balu” adıyla geçmektedir. 
 
1.2.1.5.Tekerleme  Genellikle oyunlarda, masallarda ve törenlerde söylenen halk edebiyatı ürünüdür.  Kelime oyunlarına, iç uyaklara ve aliterasyonlara bolca yer verilmektedir.   Belli bir kafiyesi ve ölçüsü olmamakla birlikte mâni kafiye şekli ile 7’li ve 11’li hece ölçülerine daha sık rastlanır.  Genellikle anonim olmakla birlikte söyleyeni belli olan tekerlemeler de vardır.  Tekerlemeler manzum ve mensur şekillerde olabilir. 
 
1.2.1.6.Bilmece  Bir durumun, canlının veya nesnenin çeşitli özellikleri verilerek onun ne olduğunun bulunması istenir.   Hemen her konuda bilmece söylenmiştir.  Bilmeceler manzum ve mensur şekillerde olabilir.  Divan edebiyatındaki “lûgaz” ve âşık edebiyatındaki “muamma/askı”nın karşılığıdır.  İçinde herhangi bir bilmece metni olmasa da bilmeceler hakkında bilgi edinilen ilk kaynak Divanü Lügâti’t-Türk’tür.  
 
1.2.2. Anonim Halk Edebiyatı Nesir Ürünleri 
Mit 
Mit üzerine en nitelikli çalışmalardan birini yapan Mircea Eliade mitin özelliklerini şöyle sıralamaktadır: 
 “Mit, Doğaüstü Varlıkların eylemlerinin Öyküsünü oluşturur;   Bu öykü, kesinlikle gerçek (çünkü gerçeklerle ilgilidir) ve kutsal (çünkü doğaüstü varlıklar tarafından yaratılmıştır) olarak kabul edilir;   Mit her zaman için bir "yaratılış" la ilgilidir, bir şeyin yaşama nasıl geçtiğini, ya da bir davranışın, bir kurumun, bir çalışma biçiminin nasıl yaratılmış olduğunu anlatır; işte bu nedenle de, mitler insana özgü her anlamlı eylemin örnek tiplerini oluştururlar;  İnsan miti bilmekle nesnelerin "köken"ini de bilir, bu nedenle de, nesnelere egemen olmayı ve onları istediği gibi yönlendirip kullanmayı başarabilir; burada "dıştan" , 
"soyut" bir bilgi değil de (mitin ya tören havası içinde anlatılması ya da kanıtını oluşturduğu ritüelin gerçekleştirilmesiyle) zorunlu olarak, şaşmaz biçimde "yaşanan" bir bilgi söz konusudur;  Şu ya da bu biçimde, insan, miti yeniden anımsatılan ve yeniden gerçekleşme aşamasına getirilen olayların kutsal, çoşku verici gücünün etkisine girmek anlamında ‘yaşar’.” (Eliade, 2001, s. 28) 
 
Masal 
 
 “Masal” kelimesi, Arapça “mesel” sözcüğünden Türkçeye geçmiştir.  Masallarda olağanüstü özelliklere sahip kahramanların başından geçen olağanüstü olaylar anlatılmaktadır.  Kısa ve yoğun bir anlatıma sahiptir. Sonunda genellikle bir ders çıkarılır.  Genellikle geçmiş zamanın rivayeti (miş’li geçmiş zaman), şimdiki zaman ve geniş zaman kipiyle anlatılır.  Masalların ayırt edici en önemli özelliklerinden biri, masallarda genellikle zaman ve mekân unsurlarına yer verilmemesidir. Olaylar herhangi bir zamanda ve yerde geçmektedir.  Masallarda; iyilik, doğruluk, çalışkanlık gibi erdemli özellikler ön plana çıkarılır. Buna bağlı olarak masalların sonunda iyiler her zaman kazanır, kötüler ise her zaman cezalandırılır.  Masallarda; korkaklık, hile, tuzak, kurnazlık ve üç, yedi, kırk gibi sayı motiflerine sıkça yer verilmiştir   Masallar; giriş, gelişme ve sonuç olmak üzere üç bölümden oluşur.  Masalların başında, ortasında ve sonunda “formel” ve “tekerleme” denen kalıplaşmış ifadeler bulunur.  Büyük bir kısmı mensur olmakla birlikte çok nadir olarak içine manzum parçalar sıkıştırılmış masallara da rastlanmaktadır.  Masalların kaynağının mitolojiye dayandığını ileri sürenler olmakla birlikte, yaygın görüşe göre masalların çıkış noktası Hindistan’dır. 
 
Masal Türünün Önemli Eserleri: Pançatatnra (Beş Kitap) (Hint edebiyatı) Binbir Gece Masalları (Arap edebiyatı)  Aisopos (Ezop) Masalları (Yunan edebiyatı) La Fonteine Masalları (Fransız edebiyatı) Perrault Masalları (Fransız edebiyatı) Grimm Kardeşlerin Masalları (Alman edebiyatı) Andersen Msalları (Danimarka edebiyatı) 
 
Efsane  “Efsane” kelimesi, Farsça “fesane” sözcüğünden Türkçeye geçmiştir. 
 Tarihi olayları, kişileri ve yerleri birtakım olağanüstü özellikler katarak anlatan anonim eserlerdir.  Efsanelerin belirli bir şekli yoktur, kısa ve konuşma diliyle anlatılan nesir ürünlerdir.  Genellikle olağanüstü şahıslar ve olaylar görülmektedir. Buna rağmen inandırıcılık özelliği vardır.  Efsaneler konularına göre genel olarak dünyanın yaratılışıyla ilgili efsaneler, olağanüstü varlıklarla ilgili efsaneler, dinle ilgili efsaneler, tarihi olaylar ve kişilerle ilgili efsaneler olmak üzere dörde ayrılmıştır.  Efsanelerin yeri bu dünyadır ve olayların yeri ve zamanı genellikle bellidir.  Efsaneler genel olarak millidirler.  Benzer özellikler gösteren mit, efsane ve masalın farkları şunlardır: 
 
Tür İnanma Zaman Yer Kabul Ediş Tavrı 
Temel Karakter 
Mit Gerçek Uzak geçmiş Farklı bir dünya: Erken veya diğer 
Kutsal İnsan Dışı Varlık 
 
Efsane Gerçek Yakın geçmiş 
Günümüz dünyası 
Kutsal veya değil 
İnsan 
Masal Kurmaca Herhangi bir zaman dilimi 
Herhangi bir yer 
Kutsal değil İnsan veya diğer 
 
 Tablo 11  
Halk Hikâyesi 
 Destan türünden sonra ortaya çıkan halk hikâyeleri, 15. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanır.  Nazım-nesir karışık olabileceği gibi sadece nesir şeklinde de olabilir.  Halk hikâyeleri genellikle fasıl, döşeme, asıl hikâye ve duvak kapama bölümlerinden oluşmaktadır.   Genellikle aşk ve kahramanlık konuları işlenmektedir.  Olağanüstü olaylara yer verilse de halk hikâyelerinin çıkış noktası gerçek veya gerçeğe yakın olaylardır.   Hikâyeler genellikle mutlu sonla biter.  Tanzimat edebiyatı öncesinde, roman türünün yerini tutarlar.  Destan anlatıcısı “ozan”ın yerini halk hikâyelerinde “âşık” almıştır.  Ortak özelliklere sahip olan destan ve halk hikâyesinin farkları şunlardır:  
                                         
1 (Eker, Ekici, Oğuz, & Özdemir, 2003) 
1. Destanların konusunu, milleti derinden etkileyen tarihi olaylar oluştururken; halk hikâyelerinde her zaman tarihe mal olmuş bir olay anlatılmaz. 2. Destanlar nazım şekilde oluşturulurken; halk hikâyeleri ya sadece nesir ya da nazım-nesir karışık şekilde oluşturulur. 3. Destanlarda ağırlıklı olarak kahramanlık konusu işlenirken; halk hikâyelerinde aşk konusu daha ağır basmaktadır.  Destanlardan halk hikâyelerine geçişin en önemli ürünü “Dede Korkut Kitabı”dır.  Ünlü halk hikâyelerinden bazıları: Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Tahir ile Zühre, Emrah ile Selvihan ve Köroğlu’dur. 
Fıkra 
 Bir örneğine rastlanmamakla birlikte fıkra kelimesi Divanü Lügâti’t-Türk’te, “külüt” ve “köğ” isimleriyle geçmektedir.  Fıkra, toplum hayatındaki aksaklıkları, çatışmaları ve adaletsizlikleri nükteli bir dille, kısa ve özlü bir şekilde anlatan anonim halk edebiyatı nesir ürünüdür.  Fıkraların temel amacı güldürürken düşündürmektir.  Konusunu büyük ölçüde gerçek hayattan alan fıkraların merkezinde, insan ve toplum hayatı vardır.  Fıkralar serim, düğüm, çözüm olmak üzere üç kısımdan oluşur. Ancak masallarda olduğu gibi kalıplaşmış ifadelere yer verilmez.   Tez ve karşı tez şeklinde oluşturulan fıkraların sonuç kısmında bir hükme/yargıya varılır.  Fıkralarda genellikle yer ve zaman belli değildir.  Toplumun her kesiminden insanlar fıkranın şahıs kadrosunda yer alır.  Fıkralar mutlaka, “fıkra tipi” denilen bir tipe bağlı olarak anlatılır. Türk edebiyatında en önemli fıkra tipi Nasrettin Hoca’dır. Bunun yanında İncili Çavuş, Bektaşi, imam, Karadenizli ve Yahudi önemli fıkra tipleridir.   Nasreddin Hoca’nın hayatı, yaşadığı dönem ve yer hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Hatta gerçekte yaşayıp yaşamadığı dahi tartışma konusudur.1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde doğduğu ve 1284 yılında Akşehir’de öldüğü düşünülmektedir. İlk din eğitimini babasından alan Nasreddin Hoca imamlık yapmıştır. Ünü dünyaya yayılmış olan Nasreddin Hoca, Türk milletinin ince zekâsını, espri yeteneğini kişiliğinde toplamış bir fıkra ustasıdır. 
 
Atasözü 
 Atasözleri, uzun deneyimler sonucunda kazanılan tecrübelerin kalıplaşmış bir şekilde ifade edilmesidir.  Bu nedenle içinden çıktığı toplumun gelenek ve inanışları hakkında bilgiler içerir.   Atasözleri kısa ve özlü bir anlatıma sahiptir. Az sözle çok şey anlatır.  Atasözleri genel kural özelliği taşır. 
 Önceleri nazım şeklinde olan atasözleri, daha sonra nesir şeklini almıştır. Bu nedenle atasözlerinde ölçü ve uyağa rastlanır.  Atasözlerinde; mecaz, benzetme, kinaye, tezat, aliterasyon gibi birçok söz sanatına başvurulur.   Atasözü ile vecizeler karıştırılmamalıdır. Vecizelerin söyleyeni belli olmasına karşın atasözleri anonimdir.    “Atasözü” sözlü edebiyattaki “sav”ın karşılığıdır. Divan edebiyatında ise “darb-ı mesel” ve “irsal-i mesel” gibi isimler almıştır.  Atasözlerinin ilk örneklerine Göktürk Kitabeleri’nde rastlanmakla birlikte, Divanü Lügâti’t-Türk, Kutadgu Bilig ve Dede Korkut Kitabı’nda birçok atasözüne rastlanır. 
Deyim 
 Deyimler de atasözleri gibi kalıplaşmış ifadelerdir, değiştirilemezler.  Az sözle çok şey anlatırlar.  Atasözleri gibi kafiyelidir ve söz sanatlarına yer verilir.  Deyimler en az iki kelimeden oluşmaktadırlar.  Genellikle mastar halindedirler. (Dili tutulmak, ağzı açık kalmak…)  Her zaman cümle şeklinde olmayabilirler. (Darısı başına, açık göz…)   Atasözleri gibi genel kural özelliği taşımazlar. 
Dua-Beddua/Alkış-Kargış 
 “Dua” ve “beddua”, Divanü Lügâti’t-Türk, Kutadgu Bilig ve Dede Korkut Kitabı’nda “alkış” ve “kargış” şeklinde kullanılmıştır.  Hem nazım hem de nesir şeklinde olabilirler.  Nazım şeklinde olanlar genellikle ölçülü ve uyaklıdır.  Kalıplaşmış ifadeler olduğu için değiştirilemezler.  Az sözle çok şey anlatırlar. 
Geleneksel Türk Tiyatrosu 
Köy Seyirlik Oyunları (Köylü Temsilleri) 
 Köy seyirlik oyunları; uzun kış gecelerinde, düğünlerde, bayramlarda eğlenmek ve vakit geçirmek için oynanan tiyatrolardır.  Oyuncularla izleyiciler diyalog halindedir, oyun anında seyirciler de oyuna katılabilir.  Dekor çok basit ve doğaldır.  Oyuncular usta-çırak ilişkisiyle yetişen taklit yeteneği yüksek köylülerdir.  Oyunların yazılı bir metni yoktur. Bu nedenle köy seyirlik oyunlarında doğaçlama önemli yer tutar.  Köy seyirlik oyunları dini (ritüel) oyunlar ve din dışı (profan) oyunlar olmak üzere ikiye ayrılır. Dini oyunlar, yılın değişmesine, hayvan ve bitki kültüne, mezhep 
merasimlerine bağlı oyunlar; din dışı oyunlar ise günlük hayata, masallara, destanlara ve saz şairlerinin hayatlarına, tarihi olaylara, hayvan taklitlerine, dilsiz taklitlerine dayanan oyunlardır. 
Meddah 
 Tek kişilik bir tiyatro olan meddahlık, anlatım ve taklit yeteneğine dayalı bir gösteridir.  Meddah yüksek bir yere oturarak bir değnek ve mendil (makrame) aracılığıyla doğaçlama bir şekilde oyununu sergiler.   Meddah, elindeki değnekle sağa sola vurup çeşitli işaretler yaparak dikkatleri üzerinde toplar. Mendilini ise kılık değiştirmek, taklit yapmak ve terini silmek için kullanır.  Genellikle İslami öğelerle bezenmiş halk hikâyelerinin yanı sıra, kahramanlık hikâyeleri ve günlük hayattaki olaylar anlatılır.   Meddah, genellikle “Hak dostum Hak!” diye başladığı hikâyesini, divan, gazel, tekerleme, mani, türkü ve dualarla süsleyerek anlatır ve sonunda hataları için özür dileyerek bitirir.  Gösteriler genellikle kahvehanelerde sergilenir. Bu nedenle 16. yy.da kahvehanelerin açılması meddahlığa olan ilgiyi de arttırmıştır.  Hasan Sabit, Kız Ahmet, Mustafa Aşkî Efendi, Borazan Tevfik ve Sururî önemli meddahlardan bazılarıdır. 
Karagöz 
 Bir gölge oyunu olan Karagöz, önceleri “zıll-i hayal (hayal gölgesi)” ve “hayal-i zıll (gölge hayali)”  isimleriyle anılırdı.  Karagöz oyununun Orta Asya’dan, Anadolu’dan, Çin’den ve Hindistan’dan çıktığına dair çeşitli görüşler vardır.   Genel görüş Karagöz oyununun 16. yy.da Anadolu’ya geldiği ve 17.yy.da da asıl şeklini aldığı yönündedir.  Karagöz tasvirleri genellikle deve veya manda derisinden yapılmış figürlerdir. Bu figürler, çubuklar aracılığıyla perde arkasında oynatılır.  Karagözü oynatan kişiye “hayali” ya da “hayalbaz” denir.  Karagöz oyununda dekor yoktur.  Oyunlar yazılı bir metne dayanmaksızın doğaçlama oynanır.  Konular genellikle yaşanmış günlük olaylardan seçilir.  En önemli özellikleri taklit ve eleştiridir. Padişahlar dışında her düzeydeki devlet adamı eleştirilmiştir.  Karagöz oyununun kişileri şunlardır:  Öncelikle belirtmek gerekir ki Karagöz ve Hacivat tek yönlü tipler değillerdir. Örneğin bir halk insanı olarak genellikle ideal bir tip olarak sunulan Karagöz her zaman olumlu davranışlar sergilemeyebilir. Onu bazı oyunlarda kavgacı, karısına kötü davranan ve hatta hırsızlığa yeltenen biri olarak görürüz. Aynı şekilde Hacivat’ın da 
benzer özellikler taşıdığı bilinmektedir. Bu durumda onları tek yönlü tipler olarak görmek yanıltıcı olabilir. 
 
Karagöz: Eğitim görmemiş ama hazırcevap bir halk adamıdır. Genellikle işsiz, boş gezen Karagöz, Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışır. Her şeye burnunu sokan, patavatsız, meraklı bir tiptir. Hacivat’ın yabancı sözcüklerle dolu diline karşılık, Karagöz sade halk diliyle konuşur. Hacivat’ın dediklerini genellikle ters anlar ya da öyle görünür.  Hacivat: Öğrenim görmüş Hacivat; konuşurken yabancı kelimeler kullanan, her konuda biraz bilgi sahibi olan bir tiptir. Karagöz’e göre daha bilgili olmakla birlikte bu yarım bilgileri bazen bilmişliğe varır.  Akıllı, kurnaz bir tip olan Hacivat tam bir düzen adamıdır. Çelebi: Eğlenceye düşkün, modayı takip eden ve kadınların sırtından geçinen mirasyedi bir tiptir.  Zenne: Karagöz oyunundaki kadın tiplere verilen genel bir addır. Genellikle hafif meşrep, yosma ve fettan tiplerdir. Beberuhi: Yarım akıllı bir cücedir. Yaygaracı, geveze ve boyundan büyük işlere karışan bir tiptir. Tuzsuz Deli Bekir: Anasını, babasını, kız kardeşini ve doksan dokuz kişiyi öldürmekle övünen Tuzsuz Deli Bekir, bir elinde kama, bir elinde şarapla nara atarak sahneye gelir. İşlerin karıştığı sırada olayları çözerek oyunu bitirir. Bunların dışında, Laz Kayıkçı, Kayserili pastırmacı, Kürt bekçi, Arnavut bozacı, Acem halı tüccarı, Arap bacı, Yahudi sarraf, Rum meyhaneci, Ermeni uşak gibi etnik ve yöresel tipler de oyunlarda yer almaktadır.  Karagöz oyunu şu bölümlerden oluşur: 1. Giriş (Mukaddime): İlk önce, müzikle birlikte sahneye bir görüntü gelir ve bu görüntü düdük sesiyle sahneden kaldırılır. Hacivat bir semai okuyarak sol taraftan sahneye gelir. Daha sonra “Off! Hay Hak” diyerek sırasıyla gazel, dua ve beyit okur. Daha sonra Karagöz sağ taraftan sahneye gelir. Hacivat’la tartışmaya başlar ve Hacivat sahneden kaçar. Bu esnada Karagöz tekerlemelerle Hacivat’ı eleştirmeye devam eder.  2. Muhavere: Karagöz bu bölümde Hacivat’ın sözlerini sürekli yanlış anlar ya da öyle görünür. Sonunda Karagöz’den dayak yiyen Hacivat sahneden kaçar. Peşinden de Karagöz sahneyi terk eder. 3. Fasıl: Asıl konu bu bölümde işlenir. Fasıl konusu aynı zamanda oyunun da adıdır. Bu bölümde bütün tipler sahnededir.  4. Bitiş: Karagöz oyunun bittiğini haber verir, kusurları için özür diler, gelecek oyunun yerini, zamanını ve bazen de adını verir. 
Orta Oyunu 
 Orta oyunu, şehirlerde, özellikle de İstanbul’da ortaya çıkmış, saray çevresinden değilse bile halk tarafından uzun yıllar ilgi görmüş, müzikli ve danslı bir taklit oyunudur. 
 17-18. yy.larda ortaya çıktığı düşünülen orta oyunu; “meydan oyunu”, “taklit oyunu”, “kol oyunu” ve “Zuhuri kolu” gibi isimler anılmıştır.  Yazılı bir metni bulunmayan orta oyunu, belirli bir konu çevresinde, doğaçlama bir şekilde oynanır.  Orta oyununun sahnesi, “palanga” adı verilen izleyicilerle çevrelenmiş açık bir alandır.   Sahne ve dekor çok sadedir. Sahne çoğunlukla, “dükkan” denen ve genellikle Kavuklu’nun işyeri olarak kullanılan bir paravana, “yenidünya” denen ve genellikle ev olarak kullanılan paravana ve bir iskemleden oluşmaktadır.   Orta oyununda kostümler renkli ve dikkat çekicidir.  Orta oyununun başkişileri Kavuklu ve Pişekâr’dır. Bunlardan başka, Çelebi, Zenne, Tuzsuz, Cüce veya Kambur, Sarhoş, Efe, Külhanbeyi, Arnavut, Yahudi, Laz, Kürt, Kayserili gibi oyuncular vardır.  Pişekâr Hacivat’ın karşılığıdır. Orta oyununda “oyun başı” olan Pişekâr, işini bilen, yarı kültürlü bir tiptir. Bir yönetmen gibi oyunu başlatır ve bitirir. Elindeki “şakşak”la çeşitli taklitler yapar ve oyuna yön verir.  Kavuklu Karagöz’ün karşılığıdır. Orta oyununun “baş komiği” olan Kavuklu olayları anlamazlıktan gelerek Pişekâr’ı ve diğer oyuncuları uğraştırır.  Kavuklu Hamdi Efendi ve Pişekâr Küçük İsmail Efendi orta oyununun en önemli oyuncularındandır.  Orta oyunu şu bölümlerden oluşur: 1. Giriş: Zurnanın Pişekâr havası çalmasıyla Pişekâr sahneye gelir, halkı selamlar, zurnacıyla konuşur ve sonra oyunun adını söyleyerek oyunu başlatır. 2. Muhavere: Zurnanın Kavuklu havası çalmasıyla sahneye Kavuklu girer ve ardından Kambur veya Cüce’nin gelmesiyle muhavere başlar. 3. Fasıl: Asıl olayların yaşandığı bu bölümde bütün oyuncular sahnededir. 4. Bitiş: Pişekâr hatalarından dolayı özür diledikten sonra gelecek oyunun yerini ve adını söyleyerek oyunu bitirir. 
Kukla 
 Kukla, bugün üzerinde çok durulmasa da Türklerin Şamanizm döneminden bu yana kullandığı bir türdür.  Kukla, Divanü Lügati’t-Türk’te “kudurcuk” şeklinde kullanılmıştır.   Kukla oyununun başkişileri İbiş ile İhtiyar’dır. İbiş, hazırcevap ve kurnaz; İhtiyar ise zengin bir tiptir. Bunların yanında, genç delikanlı ve sevgilisi, kızın annesi, hizmetçi, Arap şeytan, efe, laz gibi tipler de bulunmaktadır.  Oyunlar genellikle Karagöz’den alınmıştır.   Karagöz ve orta oyununda olduğu gibi, giriş, muhavere, fasıl ve bitiş bölümlerinden oluşmaktadır. 

Anahtar Kelimeler : Her,dönemde,olabileceği,gibi,İslamiyet’in,kabulünden,önce,de,Türk,toplumunda,sınıf,farklılıkları,vardır.,Ancak,bu,farklılıklar,,Türk,edebiyatında,belirgin,bir,şekilde..