Bu yazı Hasan ERYILMAZ tarafından 29.05.2020 tarihinde Türk Dili kategorisine yazıldı. MİLLİ EDEBİYAT (1911-1922) 

makale içerik


Osmanlı Devleti son yıllarında Batıcılık, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük/milliyetçilik gibi çeşitli fikir hareketleriyle içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmaya çalışmıştır. Bunlardan ilki 18. yy.da başlayıp Tanzimat’la birlikte resmiyet kazanan Batılılaşma fikridir. Bunu yine Tanzimat döneminde doğan Osmanlıcılık fikri takip etmiştir. Ardından 19. yy.da doğup II. Meşrutiyet’ten sonra gelişen İslamcılık fikri ortaya çıkmıştır. Dönemin son önemli fikir hareketi ise yine II. Meşrutiyet’ten sonra şekillenen milliyetçilik akımıdır. Kısa sürede büyük bir etki yaratan milliyetçilik fikri, edebiyatta da yansımasını bulmuş ve “Milli Edebiyat”ın doğmasına zemin hazırlamıştır. 
Milli Edebiyat hareketinin tarihlendirilmesi ve isimlendirilmesinde çeşitli tartışmalar vardır. Bazı edebiyatçılar bu dönemin başlangıcını II. Meşrutiyet’in ilân edildiği yıl olan 1908 olarak kabul etmişlerdir. Siyasi gelişmeye bağlı olarak yapılan bu tarihlendirmenin yanlış olduğu söylenemez. Ancak genel olarak Milli Edebiyat’ın 1911 yılında “Genç Kalemler” adlı dergide yayımlanan “Yeni Lisan” başlıklı makaleyle başladığı ve 1922’de sona erdiği kabul edilmektedir. 
Sık tartışılan diğer bir konu “Milli Edebiyat” kavramıdır. Genel anlamıyla Milli Edebiyat “bir milletin edebiyatı” anlamına gelmektedir. Kavrama bu açıdan yaklaşılırsa Türk milletinin edebiyatını 19111922 yıllarıyla sınırlama hatasına düşülecektir. Bu nedenle Milli Edebiyat kavramına sadece “milli unsurları ön planda tutan” bir edebiyat döneminin adı olarak bakmak yerinde olacaktır. Aksi takdirde bu dönem dışındaki tüm edebiyat anlayışları gayrı milli sayılmakla kalmayacak Türk milletinin edebiyatı yaklaşık on yıla sığdırılmış olacaktır. 
Milli Edebiyat Döneminde Etkili Olan Fikir Hareketleri 
Batıcılık 
Batıcılık fikri ilk olarak18. yy.da ortaya çıkmıştır. 1699’da imzalanan Karlofça anlaşmasıyla büyük toprak ve güç kaybı yaşayan Osmanlı Devleti, ilk kez kendini ciddi manada sorgulamış ve modernleşmenin gerekliliğini fark etmiştir. Böylece bilim, teknik ve sanat gibi birçok alanda Batı takip edilmeye başlanmıştır. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı’yla Batılılaşma hareketi resmi bir boyut kazanmıştır.  
Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan, Recaizade Mahmut Ekrem ve Samipaşazade Sezai gibi Tanzimat sanatçıları Türk edebiyatında Batılılaşmanın öncüleri kabul edilebilir. 
Osmanlıcılık 
Osmanlıcılık fikri 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı’yla birlikte ortaya çıkmıştır. Bu anlayışa göre din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin Osmanlı sınırlarında yaşayan bütün etnik gruplar Osmanlı kimliği altında toplanacaktır. Buradaki temel amaç, Fransız İhtilâli’nin (1789) doğurduğu milliyetçilik fikriyle ayaklanan azınlıkların önüne geçmek ve Osmanlı Devleti’nin dağılmasını engellemektir. Ancak azınlıklar Osmanlıcılık fikrine bağlanmamış ve ayaklanmalar devam etmiştir. Nihayet 1912 Balkan Harbi ve Birinci Dünya Savaşı sonunda birçok azınlığın Osmanlıdan ayrılmasıyla Osmanlıcılık fikri sona ermiştir. 
Osmanlıcılık fikrini savunanlar arasında Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ahmet Vefik Paşa gibi sanatçılar bulunmaktadır.  
İslamcılık 
19. yy.da ortaya çıkan İslamcılık fikri II. Meşrutiyet’le birlikte güç kazanmıştır. Bu anlayışla bütün Müslüman devletlerin bir çatı altında toplanması amaçlanmıştır. Ancak özellikle Arapların Osmanlıya karşı İngilizlerle birlik olması İslamcılık fikrinin mümkün olmadığını göstermiştir. 
İslamcılık fikrinin Türk edebiyatındaki önemli temsilcilerinden biri Mehmet Akif Ersoy’dur. 
Türkçülük (Milliyetçilik) 
Türkçülük fikrinin ortaya çıkışında Fransız İhtilâli’nin (1789) getirdiği milliyetçilik akımının önemli bir etkisi vardır. Fransız İhtilâli’yle birlikte dünyada gelişen milliyetçilik akımına karşılık geliştirilen Osmanlıcılık hareketinin sonuç vermemesi Türkçülük fikrinin doğmasını hızlandırmıştır. II. Meşrutiyetin ilanına kadar kültürel ve ilmî olarak varlığını sürdüren milliyetçilik düşüncesi, özellikle Balkan Harbi yıllarında siyasi bir fikir hareketi haline gelmiştir.  
Türkçülük henüz siyasi bir hareket halini almadan önce Ahmet Vefik Paşa, Şemsettin Sami, Ahmet Cevdet Paşa gibi sanatçılar dil ve tarih alanlarında önemli çalışmalar yapmışlardır. Tanzimat döneminde başlayan bu çalışmalar Türkçülükle ilgili kültürel ve ilmî alanda atılmış ilk adımlardır. Bu dönemde Ahmet Vefik Paşa “Şecere-i Türkî” (1864) adlı tarih kitabını Türkiye Türkçesine kazandırmış, “Lehçe-i Osmanî” (1876) isimli sözlük yazmıştır. Yine Şemsettin Sami “Kamûs-ı Türkî” (1901) isimli sözlük çıkarmıştır. 
Tanzimat döneminden sonra Türkçülük fikrinin ve dolayısıyla Milli Edebiyat anlayışının doğuşunu hazırlayan en etkili kişilerden biri Mehmet Emin Yurdakul olmuştur. Onun 1897’de yayımladığı “Cenge Giderken yahut Anadolu’dan Bir Ses” adlı şiirinin,  
“Ben bir Türk’üm; dinim, cinsim uludur.”  
dizesi Türkçülük fikrinin vücut bulmuş halidir. Bu şiir, sade dili, hece ölçüsü ve konusuyla ilerleyen yıllarda ortaya çıkacak olan Milli Edebiyat anlayışının bütün özelliklerini taşımaktadır. Mehmet Emin Yurdakul’un önemli bir diğer eseri “Türkçe Şiirler” isimli kitabındaki “Biz Nasıl Şiir İsteriz?” adlı şiiridir. Bu eser, Milli Edebiyat şiirinin poetikası niteliğini taşımaktadır: 
“Biz o şi’ri isteriz ki çifte giden babalar, 
Ekin biçen genç kızlarla, odun kesen analar, 
Yanık sesin dinlerlerken gözyaşların silsinler 
 
Başlarını açık, beyaz sinesine koysunlar; 
Yüreğinin özleriçün çarpındığın duysunlar; 
Bu çarpıntı, bu ses nedir; neler diyor? Bilsinler.” (Tansel, 1989, s. 22) 
Bu ilmî ve kültürel çalışmaların ışığında ilerleyen Türkçülük hareketi, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra (1908) özellikle Balkan Harbi yıllarında (1912) yeni bir boyut kazanarak siyasi bir fikir hareketine dönüşmüştür. İttihat ve Terakki Partisi’nin de desteklediği bu hareketin en önemli temsilcisi Ziya Gökalp’tir. Ziya Gökalp ilk olarak “Turancılık” anlayışıyla bütün Türk toplumlarını bir çatı altında birleştirmeyi amaçlamıştır. Ancak sonra daha gerçekçi bir yaklaşımla Türkiye Türkçülüğüne yönelmiştir. Bu dönemden itibaren Türkçülük fikri dernekler ve dergiler aracılığıyla sistemli bir şekilde yayılmaya çalışılmıştır. Nitekim milliyetçilik anlayışı edebiyatta da karşılığını bulmuş ve bu yayın organlarından biri olan “Genç Kalemler” dergisinde (1911) ilk kez “Milli Edebiyat” kavramı kullanılmıştır. 
Milli Edebiyat Döneminde Kurulan Dernekler 
 Türk Derneği (1908)  Türk Yurdu (1911)  Türk Ocağı (1912)  Türk Bilgi Derneği (1914)  Şairler Derneği (1917)  Halka Doğru Cemiyeti (1917) 
Milli Edebiyat Döneminde Çıkarılan Dergiler 
 Çocuk Bahçesi (1905): Mehmet Emin Yurdakul’un şiirleri üzerine yapılan tartışmalar Selanik’te çıkan bu dergi etrafında gelişmiştir.  Genç Kalemler (1911): 1909’dan itibaren “Hüsün ve Şiir” adıyla çıkan bu derginin ismi “Genç Kalemler” olarak değiştirilmiştir. Selanik’te çıkmakta olan bu dergi 1911’den itibaren “Yeni Lisan” hareketinin yayın organı olması açısından önemlidir. “Milli Edebiyat” kavramı ilk kez bu dergide kullanılmıştır.  Türk Yurdu (1911)  Büyük Emel (1912)  Halka Doğru (1913)  Bilgi Mecmuası (1913)  Yeni Turan (1913)  Yeni Mecmua (1917)  Büyük Mecmua (1919)  Dergâh (1921): Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Yakup Kadri, Halide Edip, Falih Rıfkı, Ruşen Eşref, Abdülhak Şinasi, Fuat Köprülü, Ahmet Kutsi, Nurullah Ataç gibi birçok önemli sanatçının yazarlığını yaptığı dergidir. 
Milli Edebiyatın Dil Anlayışı: Yeni Lisan 
Milli Edebiyat, dönemin beyannamesi kabul edilen “Yeni Lisan” makalesiyle başlamıştır. Bu makale 1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” adlı dergide yayımlanmıştır. Yeni Lisan hareketini bir kişiye mal etmemek için sonunda imza ve isim yerine soru işareti konulan makaleyi Ömer Seyfettin’in yazdığı bilinmektedir. Yeni Lisan hareketinin, dolayısıyla Milli Edebiyat’ın öncüleri Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp’tir. Yeni Lisan hareketinin dil anlayışı genel olarak şöyledir: 
1. Artık Arapça Farsça gramer kurallarına göre tamlamalar yapılmamalı; var olan Arapça Farsça tamlamalar -bazı istisnalar dışında- kullanılmamalı.  2. Bazı istisnalar dışında Arapça Farsça edatlar ve çoğul ekleri kullanılmamalı. 
3. Arapça ve Farsçadan Türkçeye geçmiş ve halk tarafından benimsenmiş kelimeler dilden atılmaya çalışılmamalı. 4. Türkçeleşmiş kabul edilen bu kelimeler söylendiği gibi yazılmalı ve bu kelimelere Türkçe gramer yapısına uygun ekler getirilmeli. 5. Terim anlamlı yabancı kelimeler kullanılmaya devam edilmeli. 6. Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmamalı. 7. Yazı ve konuşma dili olarak İstanbul Türkçesi kullanılmalı. 8. Artık kullanılmayan unutulmuş Türkçe sözcükler canlandırılmaya çalışılmamalı. 
Milli Edebiyatın Genel Özellikleri 
 Türkçülük fikrinin edebiyattaki yansıması olan “Milli Edebiyat” 1911 yılında “Genç Kalemler” dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” makalesiyle doğmuştur. Sonunda isim bulunmamasına karşın, makaleyi Ömer Seyfettin’in yazdığı bilinmektedir. Bu makale Milli Edebiyat’ın beyannamesi kabul edilebilir.  Milli edebiyatın öncüleri Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp’tir. Bu sanatçılar Genç Kalemler dergisinde ilk kez “Milli Edebiyat” ismini kullanarak bu dönemi başlatmışlardır.   Mehmet Emin Yurdakul Milli Edebiyat döneminden önce yazdığı şiirlerle Milli Edebiyat’ın temellerini atmıştır.  Milli Edebiyat sanatçıları Yeni Lisan hareketiyle ön önemli yeniliği dilde yapmışlardır.  Dil yabancı kelimelerden arındırılmış, İstanbul Türkçesi esas alınmıştır.  Batı’nın sanat tekniklerinden faydalanılmış ancak onun taklidi olmaktan kaçınılmıştır.  Başka milletlerin edebiyatını taklit etmek yerine milli bir edebiyat yaratılmaya çalışılmıştır. Türk kültür ve tarihi işlenmemiş hazine olarak görülmüştür.  Sanatçılar halk edebiyatı ürünlerine yönelmişlerdir. Ancak halk edebiyatı ürünlerini modern sanat ilkeleriyle işleyerek onun taklidi olmaktan kaçınmışlardır. Koşma, semaî, mâni ve türkü türünde eserler verilmiştir.  Sanatta “Memleket Edebiyatı” anlayışı doğmuştur.  Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âtî edebiyatını Türkçeyi yozlaştırmakla, yapay ve taklitçi olmakla suçlamışlardır.  Konuşma dili yazı diline yaklaştırılmış, sade dil kullanılmıştır.  Şiirde hece ölçüsü esas alınmasına rağmen Yahya Kemal ve Mehmet Akif gibi önemli şairler aruz ölçüsünü kullanmaya devam etmişlerdir.   Eserlerde ferdi ve toplumsal konular işlenmiştir. Türk toplumundaki yozlaşma, Türkçülük fikri, Milli Mücadele ve Anadolu insanı anlatılmıştır.   İstanbul’dan Anadolu’ya ve Anadolu insanının sorunlarına yönelme Milli Edebiyat’ın en önemli özelliklerinden biridir.  Bu dönemde Türkçülük akımını yaymak için Türk Derneği, Türk Yurdu, Genç Kalemler, Dergâh gibi dernek ve dergiler kurulmuştur.  Milli Edebiyat dönemi 1922-1923 yıllarında Cumhuriyetin ilânı yıllarında sona ermiştir.  Milli Edebiyatın önemli sanatçıları şunlardır: Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp, Rıza Tevfik, Memduh Şevket, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa, Halide Nusret Zorlutuna, Ruşen Eşref Ünaydın, Memduh Şevket Esendal, Halikarnas Balıkçısı, Abdülhak Şinasi Hisar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri OZansoy.  Milli Edebiyat sanatçılarının çoğu Cumhuriyet Edebiyatı döneminde eser vermeye devam etmiştir.  Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Akif Ersoy ve Ahmet Haşim Milli Edebiyat döneminin bağımsız sanatçıları arasındadır.   Ancak Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Akif Ersoy Milli Edebiyat anlayışına doğrudan bağlı olmamakla birlikte verdikleri eserlerle ve yaptıkları çalışmalarla bu döneme katkı sağlamışlardır. Bu nedenle bu sanatçıların Milli Ebebiyat’tan tamamen kopuk olduğu söylenemez. 
Milli Edebiyat Dönemi Metin Türleri 
Şiir 
Milli Edebiyat döneminde II. Meşrutiyet’in (1908) doğurduğu özgürlük ortamının da etkisiyle birçok farklı edebiyat ve şiir toplulukları ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazıları, Fecr-i Âti, Nev-Yunanilik ve Nâyîler’dir. Nâyîler, içlerinde Halit Fahri, Enis Behiç ve Orhan Seyfi gibi şairlerin de bulunduğu bir topluluğun 1912’de Rubab dergisi etrafında toplanmasıyla ortaya çıkmıştır. Genç Kalemler’e karşı çıkan bu topluluk, Milli Edebiyatın “milli geçmişe bağlanmak”la mümkün olduğunu savunmuş Mevlâna ve Yunus Emre’yi örnek almıştır. Aynı yıllarda Paris’ten dönen Yahya Kemal, NevYunanilik anlayışını ortaya koymuştur. Buna göre şiirin özüne ulaşabilmek için eski Yunan edebiyatına gidilmelidir. Ancak bu topluluklar şiir ve edebiyat alanında kalıcı bir etki yaratamamıştır. 
 Milli edebiyat döneminden önce Mehmet Emin Yurdakul’un yazdığı şiirler bu dönemin şiir anlayışının bütün özelliklerini üzerinde taşımaktadır. Onun “Biz Nasıl Şiir İsteriz?” adlı şiiri Milli Edebiyat şiirinin poetikası niteliğindedir. Bu yönüyle Mehmet Emin Yurdakul, Milli Edebiyat anlayışını hazırlayan sanatçılardan biri olarak görülebilir.  Milli edebiyat şiirinde tam bir birlik yoktur. Bu birliğin sağlanması için 1917 yılında “Şairler Derneği” kurulmuştur. Bu dernek ancak sade dil ve hece ölçüsü konularında birlik sağlanmıştır.  Yeni Lisan hareketinin de etkisiyle şiir dili sadeleşmiştir.  Aruz ölçüsünün yerine hece ölçüsü kullanılmıştır. Ancak Milli Edebiyat’ın kurucuları da dâhil olmak üzere birçok sanatçısının şiir yazmaya aruzla başladığı unutulmamalıdır. Genç şairlerin hece veznine geçmesinde Ziya Gökalp’in yönlendirmelerinin etkisi büyüktür.  Şiirde hece ölçüsü esas alınmasına rağmen Yahya Kemal ve Mehmet Akif gibi önemli şairler aruz ölçüsünü kullanmaya devam etmişlerdir. Doğrudan Milli Edebiyat’a bağlı olmayan bu şairler, hem milli edebiyat döneminde hem de gelecekte Türk şiirine yön vermiş önemli sanatçılardır.  Şiirde toplumsal konuların yanı sıra bireysel konular da önemli yer tutmaktadır.  Milli edebiyat şiiri temelde halk edebiyatı şiirinden beslenmekle birlikte Batı edebiyatından da faydalanmıştır.  Şiirde halk edebiyatı nazım şekli olan koşma, destan, mâni, türkü; divan edebiyatı nazım şekli olan gazel, mesnevi, müstezat ve Batı edebiyatı nazım şekli olan sone gibi birçok nazım biçimi kullanılmıştır.  Milli Edebiyat döneminde ortaya çıkan “Beş Hececiler” asıl başarılarını bireysel de olsa Cumhuriyet Edebiyatı döneminde kazanmışlardır.  Milli Edebiyat döneminin şairlerinden bazıları şunlardır: Mehmet Emin Yurdakul, Rıza Tevfik, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp, Ali Ekrem, Süleyman Nazif, Celal Sahir, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri OZansoy, Aka Gündüz, Halide Nusret, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer.  Doğrudan Milli Edebiyat anlayışına bağlı kalmadıkları için Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Akif Ersoy ve Ahmet Haşim dönemin bağımsız sanatçıları olarak kabul edilebilir. 
Roman ve Hikâye 
 II. Meşrutiyetin getirdiği özgürlük ortamıyla birlikte roman ve öykü türünde birçok eser verilmiştir.  Sanatçıların ilk roman ve öykülerinde Tanzimat ve Servet-i Fünûn romancılarının etkisi vardır.  Eserlerde sade bir konuşma dili hâkimdir.  Birinci Dünya Savaşı’na kadarki eserlerde genellikle ferdiyetçi konular; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra genellikle toplumsal konular işlenmiştir. 
 Bunlar; II. Abdülhamit döneminin eleştirisi, II. Meşrutiyetin getirdiği özgürlük, Osmanlının dağılma süreci, yanlış Batılılaşmanın Türk toplumunda yarattığı yozlaşma, aile sorunları, kadın-erkek ilişkisi, Türkçülük fikri, Milli Mücadele ve Anadolu insanının yaşamı gibi konulardır.  İstanbul’dan Anadolu’ya ve Anadolu insanının sorunlarına yönelme Milli Edebiyat roman ve öykülerinin en önemli özelliklerinden biridir. Bu gelişme “Memleket Edebiyatı” anlayışının açık bir örneğidir.  Eserlerde Doğu-Batı, eski-yeni, idealist-yozlaşmış, Türk-yabancı çatışmaları mevcuttur.  Roman ve öykülerde ağırlıklı olarak realizm etkili olmakla birlikte romantizm akımı da etkili olmuştur.  Eserlerde anılara ve gözleme sıkça yer verilmiştir.  Hikâyede Maupassant örnek alınmıştır.  Milli Edebiyat döneminin önemli roman ve hikâyecileri, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket, Ahmet Hikmet, Aka Gündüz, Refik Halit, Halide Nusret, Yakup Kadri, Halide Edip, Reşat Nuri, Peyami Safa’dır.  Ömer Seyfettin ve Memduh Şevket birkaç farklı tür dışında sadece öykü yazmışlardır. 
Tiyatro 
 İlk resmi şehir tiyatrosu olan “Dârülbedâyi-i Osmânî” (1914) kurulmuştur.  Milli Edebiyat döneminde tiyatro, İstibdat dönemine göre daha canlı olmakla birlikte savaş şartları, tecrübeli oyuncu eksikliği, oyun ve bina yetersizliği gibi engellerle karşı karşıyadır.  II. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamıyla birlikte pek çok tiyatro eseri ortaya konmuştur.  Eserlerde, II. Abdülhamit yönetimi, II. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük, aile ve toplum hayatındaki yozlaşma, dönemin fikir hareketleri ve savaşları işlenmiştir.  Dönemin tiyatroları “faydacı” ve “sanatı esas alan eserler” olmak üzere ikiye ayrılabilir. Ancak daha çok faydacı anlayış hâkimdir.  Dram, komedi ve nadiren de müzikli tiyatro türlerinde eserler verilmiştir.  Eserler teknik açıdan zayıf ve kusurludur.  Bu dönemde tiyatro esri verenler arasında, Aka Gündüz, Reşat Nuri, Halit Fahri, Yakup Kadri, Halide Edip ve Yusuf Ziya gibi sanatçılar bulunmaktadır. 
Eleştiri 
 Dönemin en etkili eleştirileri Genç Kalemler adlı dergide Ömer Seyfettin ve Ali Canip tarafından yapılmıştır. Bu dergideki eleştiriler genellikle Yeni Lisan hareketi ve Milli Edebiyat anlayışı çevresinde gelişmiştir.  En çok ses getiren olaylarından biri de Ali Canip ile Milli Edebiyat anlayışına karşı olan Cenâb Şehâbeddin arasında yaşanan tartışmalardır. Ali Canip bu tartışmaları 1918’de “Milli Edebiyat Meselesi ve Cenâb Bey’le Münâkaşalarım” isimli eserde toplamıştır.  
Milli Edebiyat Sanatçıları 
Mehmet Emin Yurdakul 
Ömer Seyfettin 
Ali Canip Yöntem 
Ziya Gökalp 
Mehmet Fuat Köprülü 
Ahmet Hikmet Müftüoğlu 
Faruk Nafiz Çamlıbel 
Yusuf Ziya Ortaç 
Memduh Şevket Esendal 
Refik Halit Karay 
Halide Edip Adıvar 
Yakup Kadri Karaosmanoğlu 
Reşat Nuri Güntekin 
Milli Edebiyat Döneminin Bağımsız Sanatçıları 
Mehmet Akif Ersoy 
Yahya Kemal Beyatlı

Anahtar Kelimeler : Osmanlı,Devleti,son,yıllarında,Batıcılık,,Osmanlıcılık,,İslamcılık,ve,Türkçülük/milliyetçilik,gibi,çeşitli,fikir,hareketleriyle,içinde,bulunduğu,z..