Eski Uygurlar (Eski Uygur Devleti)

Bu yazı Hasan ERYILMAZ tarafından 01.03.2021 tarihinde Tarih kategorisine yazıldı. Eski Uygurlar (Eski Uygur Devleti)

makale içerik

Eski Uygurlar (Eski Uygur Devleti)

Uygurlar (Uygur Devleti), Şehir yaşamına geçen ilk Türk Devleti olmasının yanında tarih, sanat ve kültürel yönlerden büyük bir uygarlık kurmuş ve günümüze kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. Uygurlar, kadim Türk tarihinin mühim parçalarından önde gelen ve Türklerin en eski topluluklarından olan Töles’lerin bir boyudur. Türk geçmişine sayısız yazıt, kitabe ve kültürel eserler bırakan Uygurlar yerleşik hayata geçerek yegane geçim deposu olarak ziraat ve ticareti seçen ilk Türk toplumu olmuştur.

“Uygurlar” telafuzunun kelime kökenlerinin Oy(Uy)-Gur hecelerinin birleşiminden meydana geldiği düşünülmektedir. Oy, uymak ve birleşmek, ittifak etmek anlamında kullanılır. Uygurlara Çin kaynaklarında Kao-çi (Yüksek tekerlekli arabalılar) ifadesiyle rastlıyoruz. Türk kitabelerinde ise Dokuz Oğuzlar olarak anlatım edilmektedirler. Dokuz oğuzlar ibaresi, dokuz ayrı oğuz boyunun bir araya gelmiş olarak oluşturdukları federasyonla güçlerini birleştirmesiyle ortaya çıkmış bir ünvandır.

Uygurların Ana yurtlarının Orhun ve Selenga vadileri olduğu tespit edilmiştir. Varlıklarını Büyük Hun İmparatorluğu döneminden beri bu bölgede geçinmek ettiren Uygurlar bir çok vakit Dere Beyliği benzer biçimde kabileler olarak yönetilmiş, kimi vakit kabileler federasyonlarla birleşerek ortak kültürü paylaşmış ve gerek Çin, gerekse bölgesindeki öteki yöresel güçlere karşı kendilerini korumuşlardır.

Devlet Kurmadan Önce Uygurlar (M.s. 50 – 744)

Uygurlar, tarih sahnelerine kendi devletlerini kurarak çıkmalarından ilkin de tarih kaynaklarında oldukca defa geçmişlerdir. Uygurlar, öncelikle Hun dönemindeki egemenlik mücadelelerinde ve Çin’in bu bölgedeki faaliyetleri sürecinde karşımıza çıkıyor. Hun periyodunun sona ermesi ve Göktürk olarak tabir ettiğimiz Türk Birliğinin oluşmasıyla ortaya çıkan Büyük Türk Federasyonu döneminde haiz oldukları beylik Türk Birliğine İlhak edilmiştir.

Uygurların Çin ile politik ilişkileri, Uygur devletini kurmadan ilkin başladı. 646 senesinde Çin, bölgedeki Göktürk hakimiyetine karşı Uygurları destekleyerek Türk birliğinin zayıflamasını amaçlıyordu. Büyük Göktürk Devletinin bölünmesinden sonrasında Batı Göktürklerin hakimiyetlerini kaybetmeye başlamasıyla yine beylik sistemine geri dönen Uygurların başlangıcında Tumitu bulunuyordu. Tumitu’nun, Çin’den almış olduğu destekle kendisini İlteber ünvanı ile Kağan duyuru etmesiyle Uygurlar ilk devlet kurma teşebbüslerini gerçekleştirmiş oldular.

Tumitu, kısa bir süreliğine ve Çin’in boyunduruğu altında ilk devletini kurmuş olsa da bu girişim başarıyla sonuçlanamadı. Zira Tumitu, devletini oluşturmak için Çin’i kullanmıştı. Çin, politikalarını gerçekleştiremeyeceği bir Hakan istemiyordu. Çin, 648 senesinde çeşitli entrikalar ile Tumitu’yu öldürdü ve yerine Tumitu’nun oğlu Pojon geçmiş olmasına karşın Holu isminde kukla bir kağanı On-Ok’ların başına kağan olarak atama etti. Pojon, bu konum karşısında saf dışı kaldı ve babası Tumitu’nun kurduğu kağanlığın başka bir kağanlığın boyunduruğu dibine girmesini kabullenmedi. Bunun üstüne 656 senesinde Holu’yu öldürerek Çin’in üstüne yürüdü ve Taşkent yakınlarına kadar ulaştı. Daha fazla ilerleyemese de Uygurlar’ın Çin için rahat lokma olmadığını ve rüştünü kanıtlama etmiş oldu.

680 yılına gelindiğinde Asyadaki Türk Birliği tekrar kuruluyordu. Göktürk Devletinin 657’de tamamen yıkılmasıyla Çin boyunduruğuna giren ve Türklerin 23 sene devam eden Çin Esareti, 680 senesinde ortaya çıkan İkinci Göktürk Devleti (Kutluklar) ile Türk Dünyası kabuk değiştirmeye başlamıştı. Uygurlar, kimi vakit beylik kimi vakit kağanlık denemeleriyle kendi yönetimleri altında yaşamaya devam etmekteyken ortaya çıkan İkinci Türk Birliği (Kutluklar) ile yine Göktürk’lere bağlanmak zorunda kaldılar. Uygurların kendi yönetimlerinde ısrar etmelerinden ötürü bu ilhak teşebbüsleri savaşım ve savaşlarla gerçekleşmiştir. 35 sene süresince Göktürk hakimiyeti altında kalan Uygurlar, Göktürklerin vakit içinde güç kaybetmesiyle başkaldırı ederek 716 senesinde yine kendi yönetimlerini oluşturdular. Bu ayrılıktan sonrasında Göktürklerin giderek kilo vermesi ve Göktürklere bağlı olan öteki kuvvetli kavimler olan Basmıl ve Karluklarında kendilerine katılmasıyla güç kazandılar. Ancak Göktürk Kağanı Ozmış, Dokuz Oğuzlar olarak adlandırılan Uygur topluluklarını yine Göktürk Birliği içine almak için ordusunun başlangıcında Uygurların üstüne yürüdü. Bu harpte galip gelen Uygurlar, Ozmış’ı yenik ederek harp meydanında öldürmüştür (742).

Uygur Devletinin Kuruluşu (744)

Göktürk Devleti, Ozmış’ın ölümü ile giderek kilo vermeye başlamıştı. Bu zayıflıktan istifade eden Türk boyları Basmiller ve Karluklar, Uygurlar ile beraber yeni bir kağanlık kurmaya girişim ettiler. 743 senesinde kurulan bu Kağanlığın sol yabguluğu (Doğu yabguluğu) Basmiller, sağ yabguluğu (Batı yabguluğu) Karluklar tarafınca yönetim edilmekteydi.

Uygurlar, yeni kağanlık döneminde Göktürklere karşı beraber hareket ettikleri Basmıl ve Karluk boylarıyla savaşım içine giriştiler. Bu mücadeleyi kazanan Uygurlar, Basmıl ve Karluk boylarını yenik ederek kağanlığın yönetimini ele geçirdi. Uygur kağanı “Kutluk Bilge Kül Kağan” ünvanıyla kendi kağanlığını duyuru etti ve Uygurları tarih sahnesine çıkartmış oldu. (744)

Uygurlar, bu döneme kadar Dokuz Oğuzlar olarak anılmaktaydı. Dokuz Oğuzlar dokuz ayrı oğuz boyundan meydana gelmekteydi. 744’deki bu savaşım neticesinde Basmil ve Karluk boylarınıda kendilerine katarak toplamda 11 boya ulaştılar. Daha önceki birliklerinin ismi olan Dokuz Oğuz ifadesi, iki yeni uzunluğunda katılımıyla Uygurlar (Akraba ve müttefikler) olarak geçmeye başlamıştır.

Kutluk Bilge Kül Kağan (744 – 747)

Kutluk Bilge Kül Kağan, 744 yılındaki mücadelesinden sonrasında kurduğu Uygur Devletini, ortak Türk kültürü doğrultusunda geçinmek ettirmiştir. Göktürk devlet teşkilatlanmasını ve Türk kültürünün etkili nitelikleri Uygurlar döneminde de görülmektedir. Ancak, kültürün yanı sıra dini inanışlarında, geleneksel Türk dini olarak düşünülen Gök Tanrı (Şamanizm) inancının yanı sıra Mani isminde bir dinde saygınlık görmeye başlamıştı. Bu din, et yemeyi, her ne sebeple olursa olsun insan öldürmeyi yasaklayan, Hıristiyanlık, Zerdüştlük ve Budizm inanışlarının bir karışımıdır.

Kutluk Bilge Kül Kağan, Uygurların Devlet teşkilatının kurulması ve otoritesine kavuşmasından kısa bir müddet sonra vefat ettiğinde yerine oğlu Bayan Çur yönetime geçti.

Bayan Çur Dönemi (747 – 759)

Bayan Çur, babasından devraldığı Uygur devletini babası şeklinde savaşçı kimliğiyle yöneterek devletinin egemenlik sahasını şimal, güney, şark ve batı yönlerine doğru genişletmiş, Kuzeyde Kırgızlar, Batıda Karluklar, Türkeşler ve Basmıllar, bunların yanında Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve Çik boyları Uygur hakimiyetine karşı güçlerini birleştirmişse de Bayan Çur, bütün bu Türk boylarının isyanlarını bastırarak egemenlik sahasını genişleterek bu toplulukların bulunmuş olduğu yerlere oğullarını yabgu ve şad olarak atama etmiştir.

Bayan Çur’un yönetime geçmesinden sonrasında ilk yapmış olduğu işlerden biride, ziraat ve ticarette merkez niteliği taşıyan Karaşar ve Beş Balıg şehirlerini etki altında tutmuş olmasıdır. Bu bölgeler, halkın ziraat ve tecim ile uğraşarak geçimlerini sağlamış olduğu mühim merkezlerdi. Bayan Çur, bu bölgeye Uygur topluluklarının yerleşmesini ve ziraat ve ticarete yönelmesini sağlamıştır.

751 yılına gelindiğinde, hem İslam Tarihi aynı zamanda Türk Tarihi için oldukca mühim bir harp meydana geldi. Tarih kayıtlarında Talas Savaşı olarak geçen bu mücadelede Asyanın içlerine ilerlemek isteyen Araplar Çine kadar ilerlemişti. Tarihin bu ilk Arap-Çin savaşı, hem de Araplar ile Türklerin ilk teması niteliğini taşıyordu. Bayan Çur, bu harpte Arap’ları destekleyerek kendisine bağlı olan Karlukları Arap ordusuna desteğe göndermiştir. Araplar, bu harpte muhakkak ki Karluklarında yardımıyla Çin’i ağır bir mağlubiyete uğratarak Çin’i asyanın içlerinden çekilmeye zorunlu bıraktı. Uygurlu halkı Turfan bölgesindeki Karaşar-Beşbalıg şehirlerine göndererek burada nüfuz kazanmayı amaçlayan Bayan Çur, Çin’in Talas savaşını kaybetmesiyle neticesinde iç asya ve Turfan bölgesinden tamamen çekilmesiyle bu bölgeye tamamen hakim hale gelmiş olarak Turfan bölgesindeki ziraat ve ticaretin ev sahibi oldu. Çin’inde bölgeden çekilmesi ve Çin tehdidinin ortadan kalkması Uygurların, ziraat ve tecim ile ilgilenerek huzur seviyelerini yükseltmesine imkan sağlamıştır. Uygurlar, böylece ticaretin bir gereği olarak kent yaşantısına geçerek yerleşik düzende yaşamaya başlamışlar, huzur seviyelerinin yükselmesiyle de eğitim, sanat ve kültüre daha oldukca vakit ayırmışlardır. Bu nedenle Türk tarihinde kent yaşamına ilk geçen topluluk Uygurlar olmuştur.

Çin, Talas savaşındaki ağır mağlubiyetten sonrasında iç karışıklıklar yaşamaya başladı. Çin’e doğal olarak topluluklar birleşerek ayaklanıyor, bu ayaklanmalar Çin’in saltanat ailelerinin birbirleri ile olan mücadelelerini de kızıştırıyordu. Bu ayaklanmalardan birinde, anası Türk olan Anluşan isminde bir Çin generali, Tibetlilerden oluşan 200 bin benlik bir atlı qüç oluşturarak Çin’e karşı savaşım içerisine girişti. Çok sayıda süvariden oluşan ordusu ile 756 senesinde Loyang’ı, 757 senesinde ise Çangan’ı zaptetti. Zor durumda kalan ve bu saldırıya karşı kuvvetsiz durumda olan Çin, Bayan Çur’dan yardım istemek zorunda kaldı. Çin – Uygur ilişkileri daha oldukca Çin’in menfaatleri ekseninde gelişmekteydi. Ancak bu defa Çin zor durumdaydı ve Uygurların yardımını istiyordu. Bayan Çur, Çin hanedanlığına yardım ederek Almuşan’ın saldırılarını engelledi ve zaptettiği Loyang ve Çangan’ı geri aldı. Çin hanedanı, Bayan Çur’un bu yardımına mukabil 20 Bin ton ipek, Uygurlu tücarların Çin’e girişine izin ve Hanedanın kızını verdi. Bayan Çur, bu savaşın sonucunda 20 Bin ton ipeği almış, Çin prensesi ile evlenmiş, Turfan bölgesinde ticaretle uğraşan Uygurların Çin’e girişi arasında anlaşmış oldu.

Bayan Çur, yönetimde bulunmuş olduğu 12 sene içinde devletinin egemenlik sahasını genişletmiş, Uygur topluluğunun ziraat ve ticarete yönlendirerek huzur seviyesini yükseltmiş ve kent düzenine geçerek toplumunu yerleşik hale getirmiştir. Kültür ve sanat alanında da ilerleyen Uygurlar, bugünlere kadar ulaşan pek oldukca kitabe, yazıt ve sanat içerikli eseride Bayan Çur döneminde ortaya çıkartmıştır.

Bayan Çur, 759 senesinde vefat etmiş ve yerine oğlu Bögü geçmiştir.

Bögü Dönemi (759 – 779)

Bögü, 20 sene şeklinde uzun bir müddet Uygurları yönetmiş sadece hem de Uygurların felaketini hazırlamıştır. Bögü, atalarından miras gelen yegane din ve kültür kıymeti olan “Tek Tanrı” Şamanizm inancını terk ederek Manieizm isminde bir dine inanmaktaydı. Bu din, Asya bölgesinin bir kısmında ve Çin’in içinde minik bir zümrede saygınlık kabul eden bir dindi. Bögü, bu inanışını toplumuna yaymak amacıyla pek oldukca teşebbüste bulundu. Pek azca ferdin saygınlık etmiş olduğu bu inanış, Uygurların Savaşçı kişiliğini yok ederek Uygurların gücünün kilo vermesine ve yıkılmasına sebep olacaktı.

Çin’in Uygurlar ile olan münasebetleri daha oldukca Çin menfaatlerine dayalı gelişiyordu. Bögü, önceleri babası Bayan Çur şeklinde Çin ile iyi ilişkiler içinde bulunuyordu. Ancak Çin’i sıska bir anında yakalayıp yenik etmek ve Uygurları Asyanın yegane gücü haline getirmek arzusundaydı. Bu amaçla, Çin’in iç karışıklıklar yaşayarak kilo kaybettiği bir dönemde hayalini gerçekleştirme hazırlıklarına girişti. Esasında Çin çaşıtı olmayan sadece yönetimi ele geçirmeyi amaçlayan veziri Baga Tarkan, Bögü’yü öldürerek Bilge Kağan ünvanıyla tahta geçti (779). Baga Tarkan’da Bögü şeklinde Manieizm inancına sahipti ve Bögü şeklinde Manieizm inancının topluluk içinde rağbet görmesi için emek vererek Uygurların Manieizm sürecini hızlandırdı. Bu girişim vakit içinde Uygurların sonunu hazırlayacaktı.

Tun (Tang) Baga Tarkan Dönemi (779-790)

Bögü’yü öldürerek yönetimi eline alan Baga Tarkan, kendisine “Alp Kutluk Bilge” ünvanı verdi. Bu unvan onun politik kişiliğinide yansıtmaktaydı. Toplum içindeki sosyo-politik durumu ve topluluk içindeki adaleti sağlamak amacıyla Türk’ler için Anayasa niteliği taşıyan Töre’leri kanun nizamıyla şekillendirdi. Böylece Uygurlar hem yerleşik düzene geçmiş hemde yeni ömür tarzları toplumsal ve ticari yönden yasalaştırılmış Töre Kanunlarıyla düzene girmiş oldu. Bu müspet gelişmelerin yanında Töre’ye Manieizm referanslı kanunlar getirerek de Tek Tanrı inancının dejenere bulunmasına sebep olmaktaydı.

Baga Tarkan, toplumsal ve politik alanlardaki faaliyetlerinin yanında askeri yönden de etken bir yol izledi. Çin’li bir prensesle evlenerek yegane tehdit ve hasım olan Çin ile iyi ilişkiler kurdu. Bunun yanında Uygurlu tüccarların Çin’e icra ettikleri ticari faaliyetlerini de hızlandırdı. Ülke içinde de başkaldırı ve ayaklandırmalara mahal vermeyerek iç huzuru tahsis etti. Uygurlar için mühim tehditlerden biride şimal bölgesinde bulunan ve ileriki dönemlerde Uygurların yıkılmalarına niçin olacak Kırgızlar bulunuyordu. Baga Tarkan, şimal bölgesindeki Kırgızların Uygurlar üstünde kurmaya çalmış olduğu baskıları da bertaraf ederek püskürttü ve bir müddet arasında olsa korku olmaktan uzaklaştırdı.

Baga Tarkan, Uygurları yönettiği 10 sene vakit içinde Uygurların toplumsal yaşantısını düzene sokarak bölgesindeki enerjisini muhafaza etti. Bu olumlu faaliyetlerinin yanında Manieizm inancının da yayılmasında mühim rol oynayarak topluluğun Tek Tanrı inancından uzaklaşarak dejenere bulunmasına sebep oldu.

789 senesinde vefat ettiğinde yerine oğlu Külük geçti.

Talas Külük dönemi (789-790)

Külüg, babası Baga Tarkan’ın vefatından sonrasında 1 sene şeklinde kısa bir müddet yönetimde kalmış sadece mühim eylemlerde bulunmuştu. Külüg, Beşbalıg bölgesine oldukca ehemmiyet veriyordu. Zira 6000 Çadır kadar Uygurlular ile Beşbalıg bölgesinin yerlileri olan Karluk kabileleri ve birtakım Göktürk toplulukları ile iç içe yaşıyordu. Ancak Uygurların vergi artırımları sebebiyle memnuniyetsizlik başlamıştı. Bu hastalık neticesinde Karluklar ve birtakım Göktürk kabileleri birleşerek Beşbalıg bölgesine hakim hale geldiler. Külüg’ün veziri Yüçiassu Beşbalıg bölgesini test dibine almak için sefere çıkarken Çin’inde desteği ile Tibetliler tarafınca saldırıya uğrayarak öldürüldü. Külüg, başkaldırı halinde olan Beşbalıg bölgesindeki toplulukların Çin ile ortaklık yaparak vezirini öldürmesi üstüne bizzat ordusunun başına geçerek Beşbalıg bölgesine sefere çıkarak kazanılmış olduğu zaferle Beşbalıg bölgesinin kontrolünü yine eline geçirdi. Külüg, 790 senesinde vefat edince yerine oğlu Böge geçti.

Kutluk Böge Dönemi (790 – 795)

Uygurlar, Böge döneminde çin ile iyi ilişkiler içinde bulunuyordu. Böge’de, Çin ile yüz yüze gelmemek için iyi ilişkileri sürdürmüş ve Çin’in talebiyle Çin için tehdit unsuru olan akınlara karşı ileri karakol rolü oluşturmaya başladı. Çin, geliştirdiği iyi ilişkileri lehine şekillendirerek Uygurları kendi askeri şeklinde kullanmaya başlamıştı. Zira Tibetliler, 795 senesinde Çin üstüne saldırıya geçince Tibetlilerin saldırısına karşı koyamayan Böge, başarısızlığı cevabında Çin tarafınca öldürüldü. Böge’nin ölümü üstüne yönetime halkın sevilmiş olduğu ve saygınlık etmiş olduğu bir devlet yöneticisi olan Alp Kutluk geçti.

Alp Kutluk Dönemi (795 – 805)

Alp Kutluk Bilge, hem askerler tarafınca sevilen bir komutan aynı zamanda halk tarafınca sevilen bir idareciydi. Her ne kadar Uygurları askeri alanda yeni mücadelelere sokmasa da ticareti geliştirerek topluluğun huzur düzeyini yükseltecek uygulamaları hayata geçirdi. Alp Kutluk döneminde iç asyanın tecim noktaları Uygurların kontrolünde gelişiyordu. İnisiyatifi altında bulundurduğu tecim noktalarını İç Asyaya doğru genişleterek Uygurların bölgedeki ülkelerle olan tecim münasebetlerini yükseltti.

Ticari alanlarındaki faaliyetlerinin yanında Mani dinine bağlı olan Kutluk, bu dinin topluma yayılmasında mühim teşvik faaliyetlerinde bulunmuş ve Uygurların felaketini hazırlayan dönemi hızlandırmıştır.

Alp Kutluk, askeri alanda ciddi faaliyetler içinde bulunmamayı tercih etmişti. Ticari ve dini alandaki faaliyetlere ehemmiyet veren Alp Kutluk, bölgesindeki güç dengelerini yönetmekten geri kalınca, şimal bölgesindeki Kırgızlar, Tibetlilerle güçlerini birleştirmiş ve bölgesinde güç sahibi oldu.

Alp Kutluk, 805 senesinde vefat edince yerine oğlu Külük Bilge devlet yönetimine geçti.

Külük Bilge Dönemi (805 – 808)

Külük Bilge dönemi, Uygurlar için oldukca sakin ve rahat geçti. Çin, Uygurlar üstündeki baskılarını azaltmıştı. Uygurlarda en mühim etkinlik mevzusu haline gelen Ticaret ile uğraşarak sakin bir devre geçirdiler. Bölgesindeki siyasetten uzaklaşan Uygurlar, engel dininin getirdiği “kayıtsız şartsız savaşmama” düsturu ile sükunet içinde yönetildiler. Külük Bilge’den sonrasında yerine Alp Bilge devlet yönetimine geçti.

Alp Bilge Dönemi (808 – 821)

Alp Bilge dönemi, önceki dönemler şeklinde çoğu zaman sakin ve refah içinde geçti. Uygurlarda topluluğun huzur düzeyi git gide yükseliyor, tecim, sanat ve kültür ön plana çıkıyordu. Bunun yanında dış politikayla oldukca ilgilenmeyerek Uygurları refah arasında ve içe dönük bir idare anlayışı ile yönetti. 821 de ölümü ile yerine oğlu Küçlük Bilge yönetimi devraldı.

Küçlük Bilge Dönemi (821 – 833)

Uzun süredir harp görmeyen Uygurlar, Küçlük Bilge döneminde tekrar karışıklıklar ve mücadeleler içine girdi. Küçlük Bilge, şimal bölgesinde Kırgızlar ile güç donanması icra eden Tibetlilerin Türkistan üstüne ilerleme teşebbüsüne karşı koyarak bölgesini korudu. Bunun yanında başkaldırı teşebbüsünde bulunan Karlukların başına yeni bir yabgu atama ederek Karluklar üstündeki otoritesini tekrar sağlandı. Ancak bu seviye oldukca sürmeden yine bozuldu.

Uygurların uzun süreden beri yaşamış olduğu Ticaret ve Sanat merkezli hayat, topluluğu sakin ve sefahat içinde yaşamaya alıştırdı. Bunun yanında engel dininin topluluğun geniş kademelerine yayılmasıyla savaşçı kişiliklerini mühim seviyede kaybettiler. Bölgesindeki güç dengelerini de test dibine alamayan Uygurlar, Karlukların isyanıyla beraber iç karışıklıklarla yüz yüze kaldı. Bu karışıklıklar neticesinde Küçlük Bilge öldürüldü ve yerine Alp Külük yönetime geçti.

Alp Külük Dönemi (833 – 839)

İsyan ile yönetime geçen Alp Külük, Uygurların refah içinde yaşadıkları döneme son verdi ve baş yayınlayan iç karışıklıklar kendi döneminde de yaşanmaya devam etti. Askeri vasıflarını yitirmiş ve zayıflamış Uygurlar, hem iç karışıklıklar aynı zamanda şimal bölgesinde birleşen Kırkız-Tibet topluluklarının oluşturduğu baskıyla uğraşmak zorunda kaldı.

Yönetimi boyunca iç karışıklıklarla uğraşan Alp Külük, 839 yılına oldukca sert bir kış mevsimi ile karşılaştı. Ağır geçen kış, hayvan sürülerinin telef bulunmasına, Uygurların ticari faaliyetlerine büyük zararlarla karşılaşmasına sebep oldu.

Alp Külük, hem iç karışıklıklar, hem ağır gelen kış mevsimi ile zarar kabul eden tecim hayatıyla oldukca zor duruma düştü. Bu olanların üstüne sağ kolu olan Kürebir’in, batı bölgesinden gelen Şato Türk’leri ile ortaklık yaptığını öğrenince dayanamayarak intihar etti.

Alp Külük’ün intiharı ile idare, komutanı Külük Baga’ya geçtiyse de, büyük bir orduyla kuzeyden gelen Kırgızlar Külük Baga’yı yenik ederek Uygurların bütün otoritesini ve devlet yönetimini yıktı.

Uygurların Yıkılışı (840)

Uygurlar, her ne kadar Şehir yaşamına geçerek Ticaret, Sanat ve Kültürel yönlerden oldukca gelişmiş bir uygarlık haline gelmişlerse de, önceleri minik bir din olan Maniheizm’in Uygurlar tarafınca benimsenmesi Uygurların sonunu hazırladı. Tüccar Dini olarak görülen Maniheizm ile Uygurlar, savaşcı kişiliklerini kaybederek sakin ve mücadelesiz bir yaşama alıştılar. Bu ömür seçimi Uygurların askeri enerjisini oldukca zayıflattı ve büyük bir uygarlık olan Uygurlar, askeri yönden kuvvetsiz ve dirayetsiz duruma geldi.

Uygurlar, Alp Külük önderliğinde süregelen başkaldırı hareketi ile sarsılınca hızla zayıflamıştı. Alp Külük’ünde intihar etmesiyle de dirayetlerini koruyamadılar. Uzun vakit baskı altında tutularak engellenen başka bir Türk boyu olan Kırgızlar, Uygurların zayıflamasını fırsat görerek 100 bin benlik bir süvari ordusuyla Uygur şehirlerine girdiler. Alp Külük’ün intiharıyla başsız kalan Uygur devleti, sıska ordusu ve otoritesiz askeri kuvvetiyle bu saldırıya karşı koyamayarak yıkıldı.

Devlet otoritesi kaybolan Uygurlar, kurmuş oldukları çok önemli medeniyetin yıkılmasıyla geniş kütleler halinde göç etmeye başladılar. Yıkılan hakan ailesinin çalışanları tarafınca ağırlıklı olarak iki bölgeye (Turfan ve Kansu) göç ettirilerek tarih sahnesine sonradan çıkacak olan Turfan Uygurları ve Sarı Uygurlar’ın temellerini oluşturdular.

Uygur Göçleri

Uygurlar, devletlerinin yıkılması ve Kırgızlar tarafınca düzenlerinin bozulmasıyla yoğun göç halleriyle Türkistan coğrafyasının çeşitli bölgelerine göç etmişlerdir. Bu göçler çeşitli yönlere ve gelişi güzel gerçekleşse de hanedan soyundan olan Tigin’lerin önderliğinde muayyen yerlere planlı olarak göç hareketi yürütmüşlerdir. Bu göç hareketinden en yoğun ve dikkate kıymet olanları Turfan ve Kansu bölgelerine olan planlı ve toplu göçleridir.

Tarih kayıtlarında Sarı Uygur (Sarıg Yugur) ve Turfan Uygurları olarak geçecek bu iki göç kolu, Uygur kültürü ve devletini bugünlere kadar ulaştırmış olmaları bakımından oldukca önemlidir.

Bu yoğun iki göç hareketlerinden Kansu bölgesine göç eden Uygur topluluklarına “Sarı Uygurlar”, Turfan bölgesine göç edenlere ise “Turfan Uygurları” ünvanı verilmiştir.

Sarı Uygurlar

Sarı Uygurlar, göç hareketinin sürdüğü 7 sene süresince varlıklarını zor şartlar altında sürdürmeye çalışmış, sonunda 847 senesinde Kansu bölgesine yerleşerek KanChou (Kansu) Uygur Devletini kurmuşlardır. Yeniden özgürlüklerine kavuşma ümidiyle kurulan Kansu Uygur Devleti, Çin’e yakın bir coğrafyada bulunmaları ve yeterince kuvvetli olamamaları sebebiyle tek başına varlıklarını kabul ettiremeyip Çin’e bağlı bir Yarı Bağımsız devlet olarak varlıklarını sürdürdüler. 907 yılına kadar Çin’in Tang hanedanlığına bağlı olan Sarı Uygurlar, 940 yılına kadar Çin’e bağlılığını sürdürerek varlıklarını devam ettirdiler.

Askeri bakımdan ciddi bir varlıkları bulunmayan Sarı Uygurlar, yarı bağımsız devletleri ile yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktaydı sadece bulundukları coğrafyadaki güç dengeleri Uygurlar’ın karşı koyamayacağı kadar yoğundu. İlk tam istiklal teşebbüslerini, 911 senesinde Çin Hanedan adayını kuşatarak gerçekleştirseler de bu kısa süreli başarı tam bağımsızlıklarına kavuşmalarını sağlayamamıştır. 940 yılına kadar Çin’e bağlı kalan Sarı Uygurlar, 940 senesinde bölgedeki öteki bir güç olan Kıtanların, 1028 senesinde Tangut’ların, 1226 senesinde ise moğolların hakimiyeti dibine girmişlerdir. Uygur devletinin yıkılmasından sonrasında varlıklarını tek başına sürdüremeyen Sarı Uygurlar, bugün Çin’in Sincan Özerk Bölgesi’nde varlıklarını sürdürmeye devam etmektedirler.

Turfan Uygurları

Yıkılan Uygur Devletinin Kırgız istilalarından kaçarak bölgeye dağılan topluluklarının bir kolu Kansu bölgesine doğru göç ederken öteki bir kolu da Turfan-Karaşar-Beşbalıg-Kuça-Hami şehirlerine doğru göç hareketi başlatmışlardı. Yerleşik düzene geçmiş olan Uygur toplulukları, Turfan bölgesinde minik metropoller kurarak tecim oluşturmaya ve yaşamlarını kendi yönetimleri altında sürdürmeye çalıştılar sadece başarıya ulaşmış olamadılar.

Son Uygur Hakanının yiğeni olan Mengi, 856 senesinde kendisini kağan duyuru ederek topluluğunun önderliğini yaparak kendi bağımsızlığını duyuru etmişti. Bölgedeki etkili güç olan Çin’in, batısındaki Tibet baskılarından çekinmekteydi ve Uygurları kendilerine bağlı olması koşuluyla bağlaşık kabul ederek varlıklarını tanımıştır. Bunun yanında Çinden almış olduğu yardımcı ile Kaşgar’a kadar olan bölgeye hakim olmuş ve tarımcılık faaliyetleri yürütmüştür.

911 yılına kadar Çin gölgesinde yarım bağımsız olarak yaşayan Turfan Uygurları, 911 senesinde Kansu Uygurlarının Çin Hükümdar adayını kuşatması ve Çin ile giriştiği mücadelede üstünlük kazanması ile kendi bağımsızlığını duyuru ettiler.

Uygurlar bu tarihten sonrasında ciddi bir mevcudiyet gösteremeseler de varlıklarını koruyarak tarih sahnesinde kalmaya devam ettiler. Gerçek anlamda bir askeri güce haiz hale gelemeyen Turfan Uygurları, bulundukları coğrafyada büyük bir güç haline gelen Müslüman Karahanlı devletinin baskılarına maruz kalmış olarak kuvvetli bir devlet haline gelemediler. Uygurlar, Karahanlı dönemine kadar ağırlıklı olarak Budizm, Hristiyanlık ve Maniheizm dinine saygınlık etmekteydi. Karahanlı’lar döneminde süregelen ve Kargaş bölgesinden yayılan Müslümanlık hareketi ile beraber Müslümanlaşmaya süregelen Uygurlar, vakit içinde öteki dinlerine saygınlık etmeyerek Müslümanlığı kabul etmişler ve günümüze kadar bu inanışlarını korumuşlardır.

Çin ve Karahanlıların baskıları altında varlıklarını devam ettiren Turfan Uygurları, 12. yy. itibariyle Moğol kökenli Kara Hıtaylara bağlanmış, ondan sonra ise Cengiz Han döneminde Moğollara bağlı kalmıştır. Cengiz Han’ın istilaları döneminden sonrasında orta asyaya dağılan Turfan Uygurları, kültürlerini öteki toplumlar içerisin karışarak minik parçalar halinde olsa bile halen devam ettirmektedirler.

Anahtar Kelimeler : Uygurlar,(Uygur,Devleti),,Şehir,yaşamına,geçen,ilk,Türk,Devleti,olmasının,yanında,tarih,,sanat,ve,kültürel,yönlerden,büyük,bir,uygarlık,kurmuş,ve,günü..

Pinterest Google News Sitesinde Takip Et Facebook Sayfamızı Takip Et Google Play Kitaplar